GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT

2014-04-11 10:40:00

    GÜZEL SANATLAR ve EDEBİYAT Sanat:      Bir duygunun, tasarının ya da güzelliğin çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritim gibi unsurlarla etkili bir biçimde anlatımına sanat denir.      Sanat, genel olarak endüstriyel sanatlar (zanaat) ve güzel sanatlar olmak üzere ikiye ayrılır.      Güzel sanatlar ise üç grupta toplanır:      İşitsel (Fonetik) Sanatlar: Edebiyat ve müzik gibi sese, söze biçim veren sanatlardır.      Görsel (Plastik) Sanatlar:Resim, heykel, mimari, kabarma, hat, minyatür gibi maddeye biçim veren sanatlardır.      Dramatik (Ritmik) Sanatlar:Tiyatro, dans, sinema, bale, opera gibi harekete biçim veren sanatlardır.      *Güzel sanatları, birbirinden ayıran temel fark bu sanatların kullandıkları malzeme ve bu malzemeyi kullanış biçimidir. Edebiyat:      Duygu, düşünce, hayal, gözlem ve olayların sözle veya yazıyla etkili bir şekilde anlatılması sanatına edebiyat denir.      “Edebiyat” sözcüğü, Arapça “edep” kökünden gelir. Edep, “iyi ahlâk, terbiye, görgü, nezaket...” anlamlarında kullanılır. Edebiyat sözcüğünü bugünkü anlamıyla ilk kez Tanzimat döneminde Şinasi kullanmıştır. Edebiyatın Konusu:      Edebiyatın konusu, genel anlamda insanla ilgili olan her şeydir. Yaşamdır, doğadır, içinde bulunduğumuz çevredir vb. Edebiyatın İçeriği:      Edebi eserlerde işlenen konu, yazarın konuyu ele alış biçimi, dil ve anlatım özellikleri edebiyatın içeriğini oluşturur. Edebiyatın Metodu:      Edebiyat, ele aldığı konuları sezdirici, duyurucu ve ilgi çekici bir metotla işler. Yani bir edebî eserin doğru, iyi olmanın yanında güzel de olması gerekir. Bu nedenle de edebî eserler kalıcı olur. Edebî Eser ve Özellikleri:      Sanat değeri taşıyan, kişide üstün bir güzellik duygusuyla heyecan uyandıran dil ürünlerine edebî eser denir. Edebiyat Tarihi ve Önemi:      Bir ulusun bilinen ilk ürünlerinden b... Devamı

COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER I

2014-04-11 10:35:00

COŞKU ve HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR) I. ŞİİR İNCELEME YÖNTEMİ: A) ŞİİR ve ZİHNİYET:             İnsanın gerçekleştirdiği her türlü etkinlik, döneminin: a) Sosyal ve siyasal olaylarının, b) Kültürünün, c) Sanat zevkinin, d) İnsanlar arası ilişkilerin, e) Bilimsel ve teknik düzeyin, f) Sürdürülen yaşama biçiminin, g) Benimsenen eğitim anlayışının, h) Tasarlanan gelecek kaygısının, i) Benimsenen inanç sistemlerinin izlerini taşır. Eserlerde dönemin ahlâk ve estetik anlayışı yanında o dönemde kullanılan dil, dil bilgisi kuralları, ses, yapı, söyleyiş gibi birçok özellik bulunur.  Bir eser, taşıdığı bu izlerle de o dönemin, sanatçısının zihniyetini (düşünüş biçimini) ortaya koyar.      Bu nedenle bir dönemdeki sosyal, siyasi, ekonomik, askeri, dinî ve kültürel hayatın; duygu, anlayış ve zevk bütününe  zihniyet denir.      Şu örnekleri inceleyelim: “Ne varlığa sevinirim, Ne yokluğa yerinirim Aşkın ile avunurum Bana  seni gerek seni.” (Yunus Emre)      Yunus Emre, Tasavvuf şairidir ve bu dörtlükte tasavvuf düşüncesinin yansıması görülmektedir. Tasavvuf düşüncesine göre bu dünya gelip geçicidir ve dünyadaki varlık, yokluk önemli değildir; asıl önemli olan daim olan öbür dünyadır. “Sunayı da deli gönül sunayı Ben yoluna terk ederim sılayı Armağan gönderdim telli turnayı İner gider bir gözleri sürmeli.” (Karacaoğlan)      Karacaoğlan’ın bu dörtlüğünde ise beşerî aşkın işle... Devamı

COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER II

2014-04-11 10:07:00

C) Şiirde Tema:           Her şiirde şiirin bütününe yayılan bir duygu vardır. İşte bu duyguya tema adı verilir. “Yalnızlık, aşk, ölüm, mutluluk, vatan sevgisi, özlem” gibi.          Tema soyut bir kavramdır. Metinde temanın belirli bir bağlamda kişi, yer, zaman ve durum bildiren dil birlikleriyle sınırlandırılıp somutlaştırılmış şekline konudenir.          Bir şiirde yapısal unsurlar (dize, beyit, bent gibi); bir duygu, düşünce ya da hayal etrafında birleşerek şiiri oluşturur. Bu nedenle tema, şiirde birimleri birbirine bağlayan ve anlam bütünlüğü sağlayan en önemli unsurdur.          Tema, şiirin yazıldığı dönemle ve şairiyle ilişkilidir. Ayrıca şiir dışında da bir kavram veya düşünce halinde vardır. Bu da şiirdeki temanın gerçeklikle ilişkisini gösterir.  D) Şiir Dili:           Edebiyatın, dolayısıyla şiirin ana malzemesi dildir.         Şiirlerde coşku ve heyecanlar, kişiye özgü duygu ve duyarlılıklar dile getirilir. Bunları dile getirebilmek için günlük yaşamda kullanılan sözcükler ve söz kalıpları çoğu zaman yeterli gelmez. Bunun için de sözcüklere yeni anlam ve değerler yüklenerek şiir dili oluşturulur. Şiir dilinin oluşmasında imgelerden, mecaz, benzetme, kinaye, istiare, kişileştirme... gibi söz sanatlarından da yararlanılır. Bu yönüyle de şiir dili günlük dilden ayrılır.           İmge:Şiirde anlama ulaşma yolunu daha etkili ve canlı duruma getiren, anlamla başka nesneler, görüntüler arasında ilişki kuran bir algılama b... Devamı

ANLATMAYA BAĞLI EDEBÎ METİNLER

2014-04-11 09:56:00

1. METİN VE ZİHNİYET:      Bir edebî metnin oluşturulduğu dönemin dinî, siyasî, sosyal, ekonomik, askerî, kültürel vb. hayatın duygu, anlayış ve zevk bütününe zihniyetdenir.      Her edebî ürünler gibi anlatmaya bağlı edebî metinler de yazıldıkları dönemin dil ve kültürü kullanılarak yazılır. Bu nedenle yazıldıkları dönemin sanat zevkini, zihniyetini yansıtır ve döneme tanıklık eder.     2. YAPI (OLAY ÖRGÜSÜ, KİŞİLER, YER, ZAMAN):      Bütünün bir araya getirilmesinde uyulan sisteme yapı denir. Edebî metinler de belli bir sisteme, yapıya göre oluşturulur. Anlatmaya bağlı edebî metinlerde yapıyı oluşturan unsurlar şunlardır: · Olay örgüsü · Kişiler · Yer (Mekân) · Zaman   A) OLAY ÖRGÜSÜ            Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü işe olay denir. Anlatmaya ve göstermeye bağlı edebî metinler bir olay çevresinde gerçekleşir.            Edebî eserlerde somut gerçeklikten, olmuş ya da olabilecek olaylardan yararlanılır ancak bu gerçeklik olduğu gibi yansıtılmaz, insana özgü gerçeklikle, kurgulama tekniğiyledeğiştirilir. İnsana özgü gerçeklik; hayal, tasarı, izlenim gibi özellikleri de içinde barındıran bir gerçekliktir. Bu nedenle anlatılan olaylarla gerçek hayatta bire bir karşılaşmak mümkün değildir.           Anlatmaya bağlı edebî metinlerde olaylar, kurmacaya ve insana özg&uum... Devamı

GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBÎ METİNLER

2014-02-24 16:33:00

  GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBÎ METİNLER TİYATRO:       Tiyatro, insan yaşamını jest, mimik gibi çeşitli hareketlerle canlandırarak göz önüne sermeyi amaçlayan öyküleme türüdür.  Tiyatro, Yunanistan’da şarap tanrısı Dionysos adına düzenlenen bağ bozumu törenlerindeki gösterilerden doğmuştur.      Tiyatro eserinde olaylar oluş hâlinde gösterilir, olay örgüsü (dramatik örgü) eserin kişileri tarafından doğrudan canlandırılır, yazar varlığını hissettirmez ve bir anlatıcı bulunmaz. Tiyatro ile ilgili bazı terimler:      Adapte:Yabancı bir eseri; yer,  kişi adları, deyimleri, gelenek ve görenekleriyle yerli  hayata uygulayarak çevirme, uyarlama.      Aksesuar:Tiyatro sahnesinde kullanılan eşya.      Aksiyon:Hareket.  Roman, öykü  ve tiyatro gibi eserlerde konuyu genişleten asıl olaylar.      Akustik:Tiyatro, konser salonu  vb.  kapalı yerlerin sesleri bozmadan yansıtabilme özelliği.      Aktör:Oyunda rol alan erkek oyuncu.      Aktrist: Oyunda rol alan kadın oyuncu.      Dekor:Oyun kişilerinin olayları, yaşadıkları yeri seyirciye gösterebilmeleri için temsili ve somut tarzda hazırlanan çevredir.      Dramatik örgü:Belli bir konu çevresindeki olayların sebep-sonuç ilişkisine bağlı olarak oluşturdukları bütünlüğe, göstermeye bağlı metinlerde dramatik örgü denir.      Dublör:Tiyatro ve sinemada genellikle tehlikeli sahnelerde oynayan yedek oyuncu.      Epizot:Bir öykü... Devamı

TANZİMAT EDEBİYATI

2014-02-24 06:22:00

TANZİMAT  EDEBİYATI      Tanzimat (düzenlemeler) edebiyatının temeli, Tanzimat Fermanı’na dayanır.  Bu nedenle kısaca Tanzimat Fermanı’nı anımsamakta yarar var.      Tanzimat Fermanı 3 Kasım 1839’da Abdülmecit döneminde Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı’nda okunmuştur. Bu nedenle Gülhane Hatt-ı Hümayunu da denir.      Gülhane Hattı Hümayunu şu ana ilkeleri kapsar:          *Osmanlı ülkelerinde her  din ve ırka mensup bütün tebaanın can, mal ve namus güvenliği olacaktır;          *Bunların hepsi mülkiyet hakkına sahip olacak ve bu hak kişinin yararına devlet tarafından savunulacaktır;          *Herkesin gelirine göre vergi alınacaktır.          *Devlet masrafları bir gider bütçesiyle sınırlanacaktır;          *Askerlik görevi için belli bir süre ve her yerin nüfusu oranında yükümlülük konulacaktır;          *Kimse mahkemeye çıkarılmadan cezalandırılmayacaktır.          *Suçlu sanılan veya mahkûm olanların mirasçıları miras haklarından yoksun bırakılmayacaktır;          *İnsanlara mülkiyet edinme hakkı sağlanacaktır.          *Rüşvet ve kayırmacılık yasaklanacaktır.          *Kanun gücü, padişah gücünün üzerinde olacaktır.           *Başta hükümdar... Devamı

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI

2014-02-24 16:27:00

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI Doğuşu:         Servetifünun Dönemi Edebiyatı, II. Abdülhamit’in baskıcı döneminde, (1896’da) Servetifünun dergisi etrafında toplanan Batı kültürüyle yetişmiş, yenilikçi, Recaizade Mahmut Ekrem etkisindeki genç edebiyatçıların oluşturduğu bir edebiyattır. 1896-1901 yılları arasında gelişme göstermiştir.         Bu edebiyat akımı adını “Servet-i Fünun” dergisinden alır. Servet-i Fünun, Recaizade Mahmut Ekrem’in eski öğrencisi Ahmet İhsan Bey’in 1891’de çıkarmaya başladığı bir derginin adıdır. “Fenlerin serveti” anlamına gelen bu dergide ağırlıklı olarak fen ve sağlık bilgileri yer almaktadır.         Bu arada siyasi koşullar ağırlaşmakta, edebiyatçılar arasında ise eski-yeni tartışması ön plana çıkmaktadır. Yenilikçi edebiyatın iki önemli ismi olan Namık Kemal’in ölümü, Abdülhak Hamit Tarhan’ın İngiltere’ye gidip edebiyat sahasından çekilmesi sonucu Recaizade Mahmut Ekrem, genç edebiyatçıları etrafında toplamaya başlar.         1896 yılında Servet-i Fünun dergisinin başına Tevfik Fikret getirilince dergi bir edebiyat dergisi şekline dönüşür. Tevfik Fikret’ten sonra dergiye Halit Ziya Uşaklıgil, Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit gibi şahsiyetlerin de katılmasıyla derginin edebiyatçı kadrosu genişler ve Edebiyat-ı Cedide (yeni edebiyat) adıyla da anılan yeni bir edebî dönem başlar. Eski – Yeni Tartışması:         Edebiyatımızda “kafiye göz için mi kulak için mi” tartışması “abes ()– muktebes [faydalanmak üzere aynen alınmı... Devamı

FECRİATİ TOPLULUĞU

2014-02-24 16:24:00

FECR-İ  ÂTİ  TOPLULUĞU(1909-1912)         1901 yılında Servet-i Fünûn mecmuasının kapatılması üzerine Servet-i Fünûn Topluluğu dağılır ve 1908 yılına kadar edebiyatta bir sessizlik sürer. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra genç sanatçılar, 20 Mart 1909’da, Hilal Matbaası’nda toplanarak Fecr-i Âti topluluğunu kurarlar.  “Geleceğin şafağı” anlamına gelen Fecr-i Âti isminin isim babası Faik Ali’dir. Topluluk, bir süre sonra tarihimizde ilk örmek olması bakımından önemli olan bir beyanname (manifesto) ile (Fecr-i Âti Encümen-i Edebisi Beyannamesi, 24 Şubat 1910) kendilerini kamuoyuna tanıtırlar. Bu beyannamede imzası bulunanlar: Ahmet Haşim, Ahmet Samim, Emin Bülent (Serdaroğlu), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Refik Halit (Karay), Şahabettin Süleyman, İzzet Melih, Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (Delibaşı), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet,  Mehmet Fuat (Köprülü), Müfit Ratib, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Celal Sahir (Erozan) gibi sanatçılardır.           Ancak kısa bir süre sonra topluluktan kopmalar başlar ve topluluk 1912’de tamamen dağılır.         Fecr-i Âti topluluğu;         a) Edebiyatımızda ilk edebi bildiri yayınlayan topluluktur.         b) “Sanat şahsi ve muhteremdir.” görüşüne bağlıdırlar.         c) Edebiyatın ciddi ve önemli bir iş olduğunu, bunun halka anlatılması gerektiğini savunurlar.         d) Batı özellikle de Fransız edebiyatını örnek almışlardır. &nb... Devamı

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ

2014-02-24 06:23:00

Devamı

DESTAN DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

2014-02-24 06:10:00

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI (DESTAN DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI) I. Devrin Genel Özellikleri:      1.  Çoğu sözlü eserler, ileriki  dönemlere kulaktan kulağa aktarılarak ulaşmıştır.      2.  Dili, yabancı sözcük yok denecek kadar sadedir.      3.  Genellikle millî nazım birimimiz olan dörtlük ve millî ölçümüz olan hece ölçüsü kullanılmıştır.      4.  Şiirlerde genellikle yarım uyak görülür ve uyak düzeni  aaab, cccb, dddb... şeklindedir.      5.  Eserler, aynı zamanda sığır, şölen, yuğ ve toy gibi çeşitli törenleri de idare eden kam, baksı, şaman  da denilen ozanlar tarafından kopuz adı verilen saz eşliğinde söylenmiştir.      6.  Eserlerde göçebe hayatın izleri görülür.      7.  Genellikle kahramanlık, ölüm, aşk, doğa vb konular işlenmiştir.      8.  Başlıca sözlü edebiyat ürünleri koşuk, sagu, sav ve destanlardır. Yazılı edebiyat ürünleri ise Orhun Yazıtları ve Uygurlara ait çeşitli metinlerdir. II. Eserler: A.     Sözlü Edebiyat:      Daha çok Türkler yazıyı kullanmaya başlamadan önce oluşmuş bir edebiyattır. Döneme ait başlıca edebiyat ürünleri sagu, koşuk, sav ve destanlardır. Bu dönem ürünleri Kaşgarlı Mahmut’un eseri Divan-ı Lügati’t Türk’le günümüze kadar gelmiştir.    Sagu: İslâmiyet Öncesi Türk Edebiyatında, yuğ adı verilen ölüm törenlerinde ölen kişilerin ardından... Devamı

İSLAMİYET ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI - GEÇİŞ DÖNEMİ

2014-02-24 06:06:00

İSLAMΠ DEVİR  TÜRK  EDEBİYATI        Türklerin İslâmiyeti kabul ettikleri X. yy’dan XIX. yy’ın ortalarına kadar (1860) süren dönem edebiyatına İslâmi Devir Türk Edebiyatı adı verilir. İslâmî Devir Türk Edebiyatı, XIII. yy’ın ortalarına kadar süren ve ilk İslâmi Türk edebiyat ürünlerinin verildiği GEÇİŞ DÖNEMİ’nden sonra KLÂSİK TÜRK EDEBİYATI (Divan Edebiyatı) ve TÜRK HALK EDEBİYATI olmak üzere iki kolda gelişmiştir. GEÇİŞ DÖNEMİ (İslamiyet Etkisindeki İlk Ürünler):      Türkler, X. yüzyılda İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Türk dili ve edebiyatında da değişiklikler görülür. Devrin genel özellikleri:       * İslamiyet öncesi kültür ile İslamî kültür birlikte görülür.       * Eserlerde din kurallarını halka öğretme, halkı eğitme ve bilgilendirme amacı esas alınır.       * Bu dönem eserlerinde insanları hırs, kin, bencillik gibi özelliklerden uzaklaştırıp onlara doğruluk, sabır, cömertlik gibi davranışlar kazandırma çabası ön plana çıkmıştır.        * Eski ve yeni anlayışa uygun eserler birlikte görülür.        * Dilde Arapça ve Farsça sözcükler görülmeye başlar.        * Uygur alfabesi yanında Arap alfabesi de kullanılmaya başlar.        * Dörtlük nazım birimi yanında beyit de kullanılmaya başlar.        * Hece ölçüsü yanında aruz ölçüsü de kullanılmaya başlar.      &... Devamı

DİVAN ŞİİRİ

2014-02-24 16:03:00

 DİVAN ŞİİRİ  Divan Şiirinin Genel Özellikleri:      1. Nazım birimi genel olarak beyittir ancak dörtlükler ve bentler de kullanılmıştır.      2. Anlam beyitte tamamlanır. Beyitler arasında anlam ve konu birliği taşıyan şiirler oldukça azdır.      3. Ölçü, aruz ölçüsüdür.      4. Göz kafiyesi anlayışına bağlı kalınmış ve genellikle tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.      5. Türkçe sözcükler aruz veznine kolay uymadığından Arapça ve Farsça sözcükler, tamlamalar çok fazla kullanılmıştır.      6. Anlatım sanatlı ve süslüdür. Soyut konular, söz sanatlarıyla ve klişeleşmiş mazmunlarla işlenir. Amaç, aynı konuyu, aynı maz-munları kullanarak en güzel işlemektir. Örneğin; “gül” denilince, sevgilinin yanağı; “gonca” denilince dudağı anlaşılır. Kirpikler ok, kaşlar yay, dişler inci, saçlar gece, boy selvi, ağız noktadır.      7. Arap ve İran edebiyatlarından alınan nazım şekilleri kullanılmış; Türk şairleri bunlara “şarkı” ve “tuyuğ”u eklemişlerdir. Kullanılan nazım şekilleri şunlardır:           a) Beyitlerle Kurulanlar:Gazel, kaside, mesnevi, kıt’a, müstezat.           b) Bentlerle Kurulanlar: Rubai, tuyuğ, murabba, şarkı, muhammes, müseddes, tardiye, tahmis, taştir,  terkib-i bent, terci-i bent.      8. En çok kullanılan türleri münacaat (Allah’a yakarış), tevhit (Allah’ın birliği),naat (Peygambere övgü), methiye (büyüklere övgü), hicviye (yergi)vemersiye’dir. ... Devamı

HALK ŞİİRİ

2014-02-24 06:00:00

Devamı