ANLATMAYA BAĞLI EDEBÎ METİNLER

2014-04-11 09:56:00

1. METİN VE ZİHNİYET:

     Bir edebî metnin oluşturulduğu dönemin dinî, siyasî, sosyal, ekonomik, askerî, kültürel vb. hayatın duygu, anlayış ve zevk bütününe zihniyetdenir.

     Her edebî ürünler gibi anlatmaya bağlı edebî metinler de yazıldıkları dönemin dil ve kültürü kullanılarak yazılır. Bu nedenle yazıldıkları dönemin sanat zevkini, zihniyetini yansıtır ve döneme tanıklık eder.

 

 

2. YAPI (OLAY ÖRGÜSÜ, KİŞİLER, YER, ZAMAN):

     Bütünün bir araya getirilmesinde uyulan sisteme yapı denir. Edebî metinler de belli bir sisteme, yapıya göre oluşturulur. Anlatmaya bağlı edebî metinlerde yapıyı oluşturan unsurlar şunlardır:

· Olay örgüsü

· Kişiler

· Yer (Mekân)

· Zaman

 

A) OLAY ÖRGÜSÜ

           Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü işe olay denir. Anlatmaya ve göstermeye bağlı edebî metinler bir olay çevresinde gerçekleşir.

           Edebî eserlerde somut gerçeklikten, olmuş ya da olabilecek olaylardan yararlanılır ancak bu gerçeklik olduğu gibi yansıtılmaz, insana özgü gerçeklikle, kurgulama tekniğiyledeğiştirilir. İnsana özgü gerçeklik; hayal, tasarı, izlenim gibi özellikleri de içinde barındıran bir gerçekliktir. Bu nedenle anlatılan olaylarla gerçek hayatta bire bir karşılaşmak mümkün değildir.

          Anlatmaya bağlı edebî metinlerde olaylar, kurmacaya ve insana özgü gerçekliğe bağlı bir düzen içinde bir araya getirilerek metnin olay örgüsüoluşturulur.  

          Edebî metinlerde olay örgüsü estetik kaygıyla düzenlenir.

 

B) KİŞİLER

           Kişi ya da kişiler olmadan bir olayın olması mümkün değildir. Bu nedenle kişiler olaya bağlı edebî metinlerin vazgeçilmez unsurlarındandır.

           Kişiler gösterdikleri özelliklere göre iki grupta incelenir:

 

           TİP:

           Belirli bir mesleği, zihniyeti ya da çevreyi temsil eden, kalıplaşmış davranışlarve konuşmalar sergileyen, aynısı veya benzerleri başka eserlerde de karşımıza çıkabilecekkahramanlara tip denir.

           Tipler tek yönlüdür. Yani ya tamamen iyidir ya da tamamen kötü.

          “Tip”in toplumsal boyutu vardır. Bu nedenle toplumsal sorunlar daha çok tip üzerinden işlenir.

          Tip evrenseldir. “Cimri tipi, gazi tipi, yiğit tipi, üçkağıtçı tipi, alıngan tip,  kıskanç tip … gibi.

            

          Cervantes’inDon Kişot’u önemli örneklerdendir. “Vatan yahut Silistre”de İslam Bey, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası” adlı romanındaki Bihruz Bey tipe örnek gösterilebilir.

 

           KARAKTER:

           Duygu, düşünce, konuşma ve davranış bakımlarından bireysel nitelikler gösteren; kendine özgü kişilik özellikleriyle diğer insanlardan ayrılan,yer aldığı eserin olay örgüsü ve içeriği ile birlikte ele alınıp çözümlenebilen ve bu bakımdan başka eserlerdeki benzerlerinden ayırt edilebilenkahramanlara karakter denir.

          Karakterler farklı davranış özellikleri gösterebilir yani tek yönlü değildir.

          Karakter daha çok birey olarak ele alınır ve kendisine ait olaylarla anlatılır.

          Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanında Salih Ağabir karakter örneğidir.

 

C) YER (MEKÂN)

           Olay örgüsünün gerçekleştiği yerdir. Edebî metinlerde yer ismi gerçek olsa da yazar onu kurgular, bu nedenle insana özgü gerçeklik söz konusudur. Yer, bazı metinlerde olayı çevreleyen bir unsurken bazı metinlerde geri planda kalabilir.

 

D) ZAMAN

          Metinlerde olaylar belli bir zaman içinde geçer. Zamanı belirgin metinler olduğu gibi belirsiz metinler de vardır.

         Edebî metinlerde zaman şu biçimlerde karşımıza çıkar:

· Gerçek zaman (olay zamanı):Olayların yaşandığı, kişilerin içinde bulunduğu zamandır.

· Anlatma (kurgu) zamanı: Olayın anlatıldığı zaman.

· Okuma zamanı: Eserin okunduğu zaman.

 

 

3. TEMA

     Bir sanat eserinin merkezinde bulunan temel duygu ve düşünceye temadenir. Edebî metinlerin yapısını oluşturan unsurlar metnin teması etrafında bir araya getirilir. Bu nedenle eserdeki olaylar temaya bağlı olarak gelişir.

     Her olayın temelinde bir istek, amaç, bir zıtlık veya bir sorun vardır. Bu sorun kişinin başkalarıyla, doğayla çatışmaları veya kendisiyle olan iç çatışmalarından kaynaklanabilir. Anlatmaya bağlı edebî metinlerde buna temel çatışmaadı verilir. Temel çatışmanın öz bir şekilde ifade edilmesi de ‘tema’yı oluşturur.

     Temanın sosyal hayatla, eserin yazıldığı dönemle ve düşünce tarihiyle ilişkisi vardır.

     Temayı bulmak için “Metinde anlatılan nedir?” sorusu sorulur.

 

4. DİL VE ANLATIM

     Bir duyguyu, bir düşünceyi söz veya yazı ile ifade etmeye anlatım denir. Anlatımın temel malzemesi ise dildir.

     İnsanlar günlük yaşamlarında doğal dili (konuşma dilini) kullanırlar. Ancak edebî metinlerde dil, doğal dilden farklı kullanılır. Doğal dilde sözcükler daha çok gerçek anlamında kullanılırken edebî metinlerde sözcükler yan ve mecaz anlamlarında kullanılabilir, imgelere başvurulabilir.

     Edebî metinlerde anlatım, olay ve tema etrafında gelişir ve edebî metnin türüne göre farklı özellikler gösterir.

     Anlatmaya bağlı edebî metinlerde yazar, anlatma görevini kendisi yapmaz, bir anlatıcıya yaptırır. Anlatıcı olayları okura aktaran kurmaca bir kişidir. “Olayı kim anlatıyor?” sorusu bizi anlatıcıya götürür.

     Anlatıcının olayları aktarışında üç farklı bakış açısı vardır.

a) Kahraman Anlatıcının Bakış Açısı:

          Anlatıcı metnin asıl kahramanlarından biridir. Bu anlatıcı okuyucuya sadece bildiklerini, gördüklerini ve duyduklarını aktarır. Yani anlatılanlar, kahramanın bildikleriyle sınırlıdır. Birinci kişili anlatım söz konusudur.

 

b) Gözlemci Anlatıcının Bakış Açısı:

          Gözlemci bakış açısında anlatıcı, bir kamera tarafsızlığıyla olayları gözler ve gördüklerini, duyduklarını okuyucuya aktarır. Bu bakış açısında kahramanların duygu ve düşünceleriyle ilgili bilgilere yer verilmez. Üçüncü kişili anlatım söz konusudur.

 

c) Hâkim (İlahî) Bakış Açısı:

          Hâkim bakış açısına sahip anlatıcı, anlatımda her şeye hâkimdir. Kahramanların zihinlerine ve iç dünyalarına girer, gizli kalmış duygu ve düşüncelerini dışa vurur, onların geleceklerini bilir, olayları yavaşlatıp hızlandırabilir. Yani olayın tüm ayrıntılarına, görünen ve görünmeyen tüm yönlerine hâkimdir.

 

     Not:Bir edebî metinde birden çok bakış açısı kullanılabilir.

 

 

5. METİN VE GELENEK

     Genel anlamda bir toplumun çoğunluğunda kabul görerek kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi, töre, kültür, alışkanlık ve davranışların tümüne gelenekdenir.

     Şiir konusunda gördüğümüz gibi olay çevresinde oluşan edebî metinlerde de daha önce yaşamış sanatçıların eserlerinden, düşüncelerinden, söyleyiş ve eserlerinde kullandıkları yapı özelliklerinden etkilenmeler görülür. Bu da olay çevresinde oluşan edebî metinlerin geleneğini oluşturur.

     Anlatmaya bağlı edebî metin türlerinin her biri, zaman içinde kendi geleneğini oluşturmuştur. Bu gelenekleri metin türleri bağlamında şöyle sıralayabiliriz: Destan geleneği, Masal geleneği, Halk hikâyeciliği, mesnevi geleneği, manzum hikâye geleneği, öykü geleneği, roman geleneği.

 

     Bunları kısaca inceleyelim:

Destan Geleneği:

ü Destan, ulusların hayatını derinden etkileyen savaş, göç, doğal afet gibi olayları, olağanüstü özellikler katarak anlatan ürünlerdir.

ü Ulusların bilinmeyen dönemlerinde oluşur.

ü Destanların  merkezinde, bir toplumu derinden etkileyen gerçek bir olay veya kişiler vardır.

ü Destanlarda yer ve zaman çoğunlukla belirsizdir ya da ayrıntı yoktur.

ü Kahramanları olağanüstü özellikler taşır.

ü Destanlar, oluştukları toplumun yaşam biçimini, inançlarını yansıtır.

ü İlk destanlar şiir şeklinde söylenmiştir.

 

ü Destanlar ikiyi ayrılır:

           a) Doğal Destan: Halk arasında dilden dile dolaşarak oluşan destanlardır. Türklerde “Oğuz Kağan Destanı”, İran’da Firdevsi’nin “Şehname”si, Yunanistan’da Homeros’un “İlyada ve Odysseia (İlyada ve Odissa)’sı doğal destanlardır.

 

            b) Yapma Destan: Bazı şair ve yazarların kendi duygu ve düşüncelerini de katarak oluşturdukları destanlardır.

     Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Üç Şehitler Destanı”, Kayıkçı Kul Mustafa’nın “Genç Osman Destanı”; Haçlı seferlerini anlatan İtalyan şair Torquarto Tasso’nun “Kurtarılmış Kudüs”ü, Milton’un “Kaybolmuş Cennet”i yapma destan örnekleridir.

 

ü Destanların oluşumu:

a) Oluş Dönemi:Bir toplumun hayalinde derin iz bırakmış bir olay ve bu olayların etrafında oluştuğu kahramanların olması gerekir. Yaşanmış olan bu olayı çekirdek olay denir.

b) Yayılma Dönemi:Çekirdek olay dilden dile, nesilden nesile aktarılır ve aktarılırken de olay ve kişiler abartılır, efsaneleşir.

c) Derleme Dönemi:Yayılmış olan bu olayları bir halk şairi (destan şairi) derler ve nazma çeker. Böylece destan ortaya çıkar.

 

 

Masal Geleneği:

     Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine cadı, cin, dev, peri gibi olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan halk hikâyelerine masal denir.

   Özellikleri:

ü Masallar anonim ürünlerdir.

ü Konuları iyilik, yardımlaşma, kin, savaş gibi evrensel konulardır.

ü Masallar eğlendirici, eğitici bir nitelik taşır.

ü Masal kişileri her tabakadan seçilebilir. İnsanlar yanında olağanüstü kişi ve olaylar da vardır. Cinler, periler, devler, yedi başlı canavar vb.

ü Masal kahramanları tek yönlüdür. İyi, kötü … gibi.

ü Masallar iyilerle kötülerin çatışması üzerine kurulur.

ü Masalın sonunda iyi olan galip gelir ve kötüler cezalandırılır.

ü Yer belirsizdir. Kafdağı, saraylar, ırmaklar, bahçeler, yedi kat yerin altı, memleketin biri, cinler ülkesi gibi hayali yerler görülür.

ü Olayın geçtiği zaman belli değildir. Genellikle “evvel zaman” denen bir zaman diliminde geçer.

ü Masallar belirsiz geçmiş zaman ya da geniş zamanla anlatılır.

ü İstisna olarak bazı masallarda manzum parçalara rastlansa da masallar genel olarak nesir şeklindedir.

ü Tekerleme (döşeme) ve söz kalıplarından sıkça yararlanılır.

ü Dil sade, anlatım kısa,  yoğun ve hareketlidir.

ü Masallarda dini ve milli motiflere pek yer verilmez.

ü Günümüzde belli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallar da  bulunmaktadır. Bunlara “sanat masalı” adı da verilir.

ü Masal türünün Hindistan’da doğduğu sanılmaktadır.

ü Masal türündeki önemli eserler şunlardır:

Binbir Gece Masalları (Doğu Masalı)

Grimm Kardeşlerin Masalları (Alman Edebiyatı)

Andersen Masalları (Danimarka Edebiyatı)

Perrault Masalları (Fransız Edebiyatı)

 

 

Halk Hikâyeciliği Geleneği:

     Âşık olarak da adlandırılan hikâye anlatıcılarının anlattıkları kahramanlık ve aşk temalı anonim hikâyelere halk hikâyesi, bu hikâyeleri anlatma geleneğine de halk hikâyeciliği denir.

ü Halk hikâyelerinde olay örgüsü çoğunlukla aşk ve kahramanlık temaları etrafında şekillenir.

ü Kişiler genellikle dost – düşman, segililer – arabozucular vb.dir.

ü Halk hikâyelerindeki kişiler genellikle tipniteliği taşır.

ü İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür.

ü Halk hikâyelerinden yer ve zaman destan ve masala göre daha belirgin ve gerçekçi; modern öykü ve romana göre ise daha yüzeysel ve hayalidir.

ü Anlatım nazım ve nesir karışımıdır.

ü Günlük yaşamda kullanılan, yöresel özellikler de gösteren sözcük ve deyimlerle zenginleştirilmiş yalın bir dili vardır.

ü Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kanber halk hikâyelerimizden bazılarıdır.

 

  

Mesnevi Geleneği:

     İran edebiyatında doğmuş olan mesnevi, Divan edebiyatı nazım şekillerinden birisidir. Eski edebiyatımızda uzun olayların anlatılmasına uygun olması nedeniyle öykü ve romanın işlevini mesnevi üstlenmiştir.

     Türk edebiyatında mesnevicilik geleneği Karahanlılar döneminde İslamiyetin kabul edilmesiyle başlamış ve Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı Dönemine kadar devam etmiştir. Yusuf Has Hacip’in “Kutadgu Bilig”adlı eseri ilk mesnevi örneğimiz kabul edilir.

 

 

Manzum Hikâye Geleneği:

     Fazla uzun olmayan bir hikâyenin manzum olarak kaleme alınmasıyla oluşturulan metinlere manzum hikâyedenir.

ü Manzum hikâyeler belli bir ölçü ve kafiye düzenine bağlı kalınarak yazılır.

ü Manzum hikâyelerin didaktik yönü ağır basar.

ü Manzum hikâye geleneği, mesneviden modern öykü ve romana geçişte bir aşama olarak değerlendirilebilir.

ü Türk edebiyatında bu türde eser verenlerin en önemlileri Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy’dur.

 

 

Öykücülük Geleneği:

     Gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi olası olayların kişi, yer ve zamana bağlı olarak anlatıldığı kısa yazılara öykü (hikâye) denir.

ü Öyküde olay, kişi, zaman ve olayın geçtiği yer romana göre sınırlıdır.

ü Ağırlıklı olarak öyküleyici anlatım biçimi kullanılır.

ü Anlatım özlü ve yoğundur.

ü Karakterler belli bir olay içinde gösterilir ve çoğu zaman da karakterin öyküdeki olayla ilgili belli bir özelliği gösterilir.

 

ü Öykünün Unsurları:

a)     Olay: Öykü kahramanının başından geçen olay ya da durumdur. Öykülerde olay veya olayların sayısı oldukça azdır. Öyküde yaşamın içinden küçük bir kesit anlatıldığı için olayların öncesi ve sonrasına pek yer verilmez.

b)     Kişiler: Öykülerde kişi sayısı azdır. Kişiler genellikle “tip” olarak karşımıza çıkar, etraflıca tanıtılmaz, daha çok öyküdeki anlatılanlarla ilgili olan özellikleri tanıtılır.

c)     Zaman: Öykülerde zaman da olayın akışına bağlı olarak kısa bir zaman dilimidir. Öncesi ve sonrası öykücüyü pek ilgilendirmez. Genellikle görülen geçmiş zaman kipi kullanılır.

d)     Yer (Mekân): Öykülerde çevre de olay ve kişilere bağlı olarak sınırlıdır. Çevreyi tanıtan uzun tasvirlere yer verilmez.

 

ü Öykülerde Plân:

a) Serim: Olayın geçeceği yer, kişi veya kişiler kısaca tanıtılır.

b) Düğüm:Öyküdeki olayın başlayıp geliştiği bölümdür.

c) Çözüm:Olayın sonuçlandığı, düğümün çözüldüğü bölümdür.

 

ü Batı’da modern anlamda ilk öykü, İtalyan yazar Boccacio(1313-1375)’nun “Decameron” adlı yapıtıyla başlar.

 

ü Türk edebiyatında ise modern anlamda öykü Tanzimat’tan sonra başlar. İlk öykü örneği Ahmet Mithat Efendi’nin “Letâif-i Rivayet” isimli yapıtı, Batılı anlamda ilk öykü olarak ise Samipaşazade Sezai’nin “Küçük Şeyler” isimli yapıtı kabul edilmektedir.

 

ü Öykü Çeşitleri:

a) Olay (Klasik Vaka) Öyküsü:

· Olay öyküsü, Fransız yazar Guy de Maupassanttarafından yaygınlaştırıldığı için Maupassant tarzı hikâye olarak da adlandırılır.

·  Bu tür öykülerde asıl önemli olan olaydır.

· Öykü planına (serim, düğüm, çözüm) sıkı sıkıya bağlı kalınır.

· Düğüm bölümünde bir merak oluşturulur ve bu merak çözüm bölümünde açığa kavuşturulur.

· Kahraman  ve çevre  tasvirlerine  yer verilir. 

· Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan  uyandırılır.

· Bizdeki en önemli temsilcileri ise Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Kemal gibi yazarlardır.

 

b) Durum Öyküsü:

· Durum öyküsü, Rus yazar Anton Çehovtarafından yaygınlaştırıldığı için Çehov tarzı olarak da adlandırılır.

· Durum öykülerinde serim, düğüm, çözüm düzeni olay öykülerinden farklıdır. Bu tür öykülerde olay ve olaydaki merak unsuru o kadar önemli değildir.

· Yaşamdan belli kesitler verilmeye çalışılır.

· Kişiler tamamen tanıtılmaz, kişinin yaşama şartları, çevre ve zaman anlatılmaktan çok sezdirilir.

· Düğümler çözülmeyip açık bırakılarak olayların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır. Bu da her okuyucuda farklı bir çağrışım yapar, farklı bir izlenim bırakır.

· Bizdeki en önemli temsilcileri Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal’dır.

 

c) Ben Merkezli (Bireyi Birey Olarak Ele Alan) Öykü:

· 1920’li yıllarda görülmeye başlayan bu türün en önemli temsilcisi Franz Kafka’dır. (Çek asıllıdır, eserlerini Almanca yazmıştır.)

· Durum öykülerine benzeyen ancak kahramanın daha çok kendi ruh hâli ve hayal dünyasını yansıttığı öykülerdir.

· Olaylar kahraman anlatıcı bakış açısıyla verilir.

· Yazar, yaşadığı olayları kendini merkeze koyarak anlatır.

· Bu tür öykülerde yazar, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle göstermeye çalışır.

· Beklenmedik bir şekilde sona erer.

· Bizdeki temsilcisi ise Haldun Taner’dir.

· Bilge Karasu, Oğuz Atay ve Nezihe Meriç de bu tür öyküler yazmışlardır.

 

Romancılık Geleneği:

     Gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olayların kişi, yer ve zamana bağlı olarak geniş bir bakış açısıyla anlatıldığı  uzun yazılara roman denir.

 

      Romanın Özellikleri:

1. Romanın konusu insan ve insanla ilgili her şey olabilir.

2. Romanda da öyküde (hikâyede) olduğu gibi olay, kişiler, yer ve zaman vazgeçilmez unsurlardır.

a) OLAY: Bir arada bulunmak zorunda olan en az iki kişinin veya iki kişi yerine geçen kavram veya varlığın bireysel farklılıklar nedeniyle çatışması sonucu ortaya çıkan eyleme olay denir.

          Öykülerde bir olay vardır, romanlarda ise iç içe veya yan yana olaylar görülür.

         Olay halkası (epizot):Olay örgüsünde kendi başına bir anlamı olan aynı zamanda bütün içinde bir anlam taşıyan olaylara denir.

 

b) KİŞİLER:

           Romanlarda olayları yaşayan, olayların akışında rolü olan kişiler vardır. Bu kişilerden asıl yapıyı, bütün unsurların merkezini oluşturan kişi ya da kişilere başkişi (başkahraman); başkişinin çevresinde dönen ve daha edilgen durumda olan diğer kişilere ise yardımcı kişiler adı verilir.

         Roman kişileri insan dışında varlıklar da olabilir. Örneğin: Cengiz Aytmatov’un “Kopar Zincirlerini Gülsarı” adlı romanında bir Kırgız atı olan “Gülsarı” romanın odak noktasıdır.

        Kişiler, romanlarda daha ayrıntılı olarak verilirken öykülerde olayla olan ilişkileriyle sınırlı olarak verilir.

 

c) YER (ÇEVRE):

            Romanlardaki kişilerin yaşadığı, olayın geçtiği yerdir.

            Öykülerde yer oldukça sınırlıdır. Romanlarda ise ayrıntılı bir şekilde verilir.

 

d) ZAMAN:

           Olayın başlangıcından sonuna kadar geçen süreye zaman denir.

           Zaman öykülerde oldukça sınırlı iken romanlarda bir insan ömrü, hatta daha uzun bir süre olabilir.

           Romanlarda olayların yaşandığı, kişilerin içinde bulunduğu zamana gerçek zaman (olay zamanı), olayın anlatıldığı zamana anlatma zamanı, roman kişilerinin içinde bulundukları zamandan geriye dönerek anlattıkları, önceden yaşanmış olan zamana ise kozmik zaman adı verilir.

 

3. Romanda Plan:

            Serim: Olayın geçtiği yer, zaman ve olayın kahramanlarının belli başlı özellikleriyle tanıtıldığı ve romana konu olan olayın başladığı bölümdür.

           Düğüm: Roman olayının gelişip, açıldığı, olay akışının hızlandığı bölümdür. Kişiler ve özellikleri ayrıntılı bir şekilde ortaya konur, olay yoğunlaşır ve karmaşık bir hâl alır.

           Çözüm: Romandaki olayın açıklığa kavuştuğu, düğümün çözüldüğü bölümdür. Ancak bazı romanlarda çözüm bölümü olmayıp sonuç okuyucunun hayal gücüne bırakılabilir.

 

4. Roman türünün ilk örneğini XVI. yy.da İspanyol yazar Miguel de Cervantes (Mişel dö Servantes) “Don Kişot” adlı eseriyle vermiştir.

 

5. Türk edebiyatında ise roman, diğer birçok türde olduğu gibi Tanzimat’tan sonra gelişmeye başlamıştır.

 

6. Edebiyatımızda roman türündeki ilkler şunlardır:

· Edebiyatımızda ilk örnek, Yusuf Kâmil Paşa’nın ünlü Fransız yazarı Fenelon’un “Telemak” adlı romanının dilimize çevirisidir.

· İlk Türk romanı: Şemsettin Sami àTaaşşuk-ı Talat ve Fıtnat

· Batılı anlamda ilk edebi roman: Namık Kemal à“İntibah”

· İlk modern roman: Halit Ziya Uşaklıgil’à  “Mai ve Siyah”

· Batılı anlamda roman tekniğine uygun ilk realist roman: Recaizade Mahmut Ekrem àAraba Sevdası

· İlk tarihî roman: Namık Kemal àCezmi

· İlk psikolojik roman: Mehmet Rauf à“Eylül”

· İlk köy romanı: Nabizâde Nazım à"Karabibik"

· İlk macera romanı: Ahmet Mithat Efendi à“Hasan Mellah”

· İlk natüralist roman: Nabizade Nazım à“Zehra”

 

7. Edebiyat araştırmacıları, romanları konularına, yapılarına ve ekollerine göre çeşitli türlere ayırırlar.

     A) Konularına Göre Roman Çeşitleri:

a) Macera romanları (Serüven romanları):Esrarengiz, sürükleyici olayların yer aldığı romanlardır. Günlük yaşamda her zaman rastlanmayan, şaşırtıcı olaylar anlatılır. Bu nedenle okuyucu sürekli heyecan içinde bulunur.

            Dünya edebiyatında F. Cooper (Kupır)’ın “Casus”;  R. L. Stevenson (Sıtivinsın)’ın “Hazine Adası”; Türk Edebiyatında Server Bedi (Peyami Safa)’nın “Cingöz Recai” serisi örnek verilebilir.

b) Polis ve Casusluk Romanları:Serüven romanları gibi okuyucunun korku, merak, heyecan gibi duygularının kamçılandığı romanlardır. Daha çok polis-hırsız, polis-katil arasındaki kovalamacalar anlatılır.

           Edgar Allan Poe, bu türün öncüsüdür.  Bizde Ahmet Mithat Efendi “Esrar-ı Cinayet” adlı eseriyle ilk polisiye roman örneğini vermiştir.

 

c) Tarihî romanlar:Tarihteki kişilerin, olay ve çevrelerin ağırlık kazandığı roman çeşididir. Yazar tarihi gerçekleri kendi hayal gücüyle de birleştirip kurgulayarak anlatır.

           Dünya edebiyatından Alexandre Dumas (Aleksandır Duma)’nın “Monte Cristo” (Monte Kıristo); Türk edebiyatında Namık Kemal’in “Cezmi”, Kemal Tahir’in “Devlet Ana” , “Yorgun Savaşçı”; Tarık Buğra’nın “Küçük Ağa” adlı romanları örnek verilebilir.

 

d) Sosyal romanlar (Töre romanı):Toplumların sosyal sorunlarının, siyasi olayların, inanç, gelenek ve göreneklerin konu edildiği romanlardır.

              Dünya edebiyatında Victor Hugo (Sefiller), Balzac, Emile Zola, Steinbeck, Tolstoy; Türk edebiyatında ise Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Kemal Tahir, Sabahattin Ali, Tarık Buğra, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Attila İlhan gibi yazarlar bu türde eserler vermiştir.

 

e) Tahlil romanları (Psikolojik Roman):Dış dünyadan çok kişilerin iç dünyalarını, psikolojik durumlarını ön plana alarak, onların toplumla ve diğer kişilerle ilişkilerini, bunların birbirlerini nasıl etkilediklerini anlatan romanlardır.

           Türk edebiyatında Mehmet Rauf (Eylül), Peyami Safa (Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noralya’nın Koltuğu, Bir Tereddüdün Romanı), Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Adalet Ağaoğlu, Selim İleri gibi yazarlar bu türde eserler vermişlerdir.

 

f) Egzotik Romanlar:Yabancı ülkelerin toplumsal özelliklerini, geleneklerini anlatın romanlardır. Piyer Loti’nin “Azade”, Refik Halit Karay’ın “Nilgün” adlı romanları bu türe örnektir.

 

g) Bilimkurgu Romanı:Düş ya da kurgu yoluyla oluşturulan genellikle gelecek zamanları konu alan, içinde bulunulan dönemden farklı bilim ve teknikleri kullanan insan ve toplumları anlatan romanlardır.

           İlk örneklerini 19. yy.ın sonlarında Jules Verne (Ay’a Yolculuk, Deniz Altında Yirmi Bin Fersah, Seksen Günde Devri Alem) vermiştir.

 

h) Otobiyografik roman:  Yazarın  kendi  yaşamını  anlattığı  romanlardır. 

            Dünya  edebiyatında  Alfonse   Dode’nin  “Küçük    Şeyler”, bizim  edebiyatımızda  Y.  Kadri   Karaosmanoğlu’nun  “Anamın  Kitabı” bu türün örnekleridir.

 

            NEHİR   ROMAN:  Bir  kişinin,  bir  toplumun   hayatındaki  gelişmeleri ya  da tarihi  bir  olayı  birden  fazla  cilt  halinde  anlatan  romanlardır.

            Tarık Buğra’nın “Küçük Ağa”, “Küçük Ağa Ankara’da”, “Firavun  İmanı”  romanları  gibi.

 

     B) Konuların İşlenişine Göre Roman Çeşitleri:

a) Romantik roman:Romantik akıma uygun olarak duygu ve hayallerin ön planda olduğu romanlardır. Namık Kemal “İntibah”, 

 

b) Realist roman:Realist akıma uygun olarak yazılmış romanlardır. Recaizade Mahmut Ekrem “Araba Sevdası”, Halit Ziya Uşaklıgil “Mai ve Siyah”…

 

c) Naturalist roman:Bilimsel araştırmalara bağlı kalarak kahramanlarını gözlemlerle seçen romanlardır. Emile Zola (Nana, Meyhane, Germinal, Toprak) dünya edebiyatında bu türün önemli temsilcisidir.

 

d) Postmodern roman:Modernizmin sonrası gibi bir anlama gelir. Dilin gerçekliği temsil eden değil, kuran bir yapı olduğu önermesinden hareket eden roman anlayışıdır. Bu tür romanlarda anlatıcının ve anlatılanın birlikteliği, yazarın konumunu sorunsallaştırır ve “anlamı üreten okurdur”  düşüncesi öne çıkar.

            Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”, Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”, “Benim Adım Kırmızı”, Latife Tekin’in “Sevgili Arsız Ölüm” adlı eserleri örnek verilebilir.

3497
0
0
Yorum Yaz