İSLAMİYET ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI - GEÇİŞ DÖNEMİ

2014-02-24 06:06:00

İSLAMΠ DEVİR  TÜRK  EDEBİYATI

       Türklerin İslâmiyeti kabul ettikleri X. yy’dan XIX. yy’ın ortalarına kadar (1860) süren dönem edebiyatına İslâmi Devir Türk Edebiyatı adı verilir. İslâmî Devir Türk Edebiyatı, XIII. yy’ın ortalarına kadar süren ve ilk İslâmi Türk edebiyat ürünlerinin verildiği GEÇİŞ DÖNEMİ’nden sonra KLÂSİK TÜRK EDEBİYATI (Divan Edebiyatı) ve TÜRK HALK EDEBİYATI olmak üzere iki kolda gelişmiştir.


GEÇİŞ DÖNEMİ
(İslamiyet Etkisindeki İlk Ürünler):
     Türkler, X. yüzyılda İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Türk dili ve edebiyatında da değişiklikler görülür.
Devrin genel özellikleri:
      * İslamiyet öncesi kültür ile İslamî kültür birlikte görülür.
      * Eserlerde din kurallarını halka öğretme, halkı eğitme ve bilgilendirme amacı esas alınır.
      * Bu dönem eserlerinde insanları hırs, kin, bencillik gibi özelliklerden uzaklaştırıp onlara doğruluk, sabır, cömertlik gibi davranışlar kazandırma çabası ön plana çıkmıştır.
       * Eski ve yeni anlayışa uygun eserler birlikte görülür.
       * Dilde Arapça ve Farsça sözcükler görülmeye başlar.
       * Uygur alfabesi yanında Arap alfabesi de kullanılmaya başlar.
       * Dörtlük nazım birimi yanında beyit de kullanılmaya başlar.
       * Hece ölçüsü yanında aruz ölçüsü de kullanılmaya başlar.
       * Bu dönem ürünlerini sanat metni ve öğretici metin olarak kesin çizgilerle ayırmak pek mümkün değildir. Çünkü bu metinlerde öğretici metin özellikleriyle sanat metni özellikleri çoğunlukla iç içe geçmiştir.

İslami Devir Türk Edebiyatının ilk ürünleri şunlardır:

a) Kutadgu Bilig (Mutluluk veren bilgi) :

        * İslamî devir edebiyatının ilk eseri olan Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacip tarafından Karahanlı devleti zamanında (1069-1070 yıllarında) Hakaniye (Karahanlı) Türkçesi ile yazılarak Hükümdar Tabgaç Buğra Kara Han’a sunulmuştur.

        * Eserde toplumdaki çeşitli sosyal tabakalara ve mesleklere mensup her türlü insanın ne gibi özelliklere sahip olması gerektiği, birey ve devlet için mutlu olmanın koşulları anlatılır.

        * Kutadgu Bilig, “Adalet, Saadet, Akıl, Akıbet” gibi dört ögeyi simgeleyen temsili (alegorik) dört kişinin karşılıklı konuşmalarından oluşmuştur.

Kutadgu Bilig’teki Kişiler

Adı

Eserdeki Konumu

Temsil Ettiği Kavram

Kün Togdı

Hükümdar

Adalet, kanun

Ay Toldı

Vezir

Mutluluk

Ögdülmüş

Vezirin Oğlu

Akıl

Odgurmuş

Vezirin Oğlunun Arkadaşı

Akıbet

        * Eserde çeşitli kavramlar alegorik bir şekilde somutlaştırılarak anlatılmıştır.

        * Bir fabl örneği olarak da kabul edilmektedir.

        * 6645 beyitten oluşan bir mesnevidir ve Türklerin ilk mesnevisidir. Ayrıca 173 dörtlük bulunmaktadır.

        * Eserin birçok yerinde eski Türk şiirinin özelliklerinden olan iç kafiye ve aliterasyonlara da yer verilmiştir.

        * Büyük bir bölümü aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Edebiyatımızda aruz ölçüsünün kullanıldığı ilk eser kabul edilir.

        * Siyasetnametürünün Türk edebiyatındaki ilk örneğidir.

        * Didaktik ve felsefi yanı ağır basan bir eserdir.

        * Eserde Türk atasözlerine, yazarının deyimiyle bilge sözlerine ve şair sözlerine yer verilmiştir.

        * Kahire, Viyana (Uygurca) ve Fergana’da üç örneği bulunmaktadır.

     Siyasetname: Edebiyatımızda devlet adamlarına yöneticilikle ilgili bilgi ve öğüt veren ahlâkî – didaktik eserlere siyasetname adı verilir.

b) Divanü Lügati’t Türk:

     *“Türk Dillerinin Divanı” anlamına gelen Divanü Lügati’t Türk, Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır.

     *Araplara Türkçe’yi öğretmekve Türk dilinin de Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermek amacıyla Arapça olarak yazılmıştır.

     *Eserde madde başı sözcükler Türkçe, bu sözcüklerle ilgili açıklamalar ise Arapçadır.

     *Kaşgarlı Mahmut, çalışmalarını 1072 - 1074 yıllarında tamamlayarak Abbasi Halifesi Ebulkasım Abdullah’a sunmuştur.

     *7500 sözcüklük ansiklopedik bir sözlük olan eser, Türkçede hazırlanmış ilk sözlüktür.

     *Eserde Türkçe sözcüklerin ve deyimlerin anlamları yanında, bu sözcük ve deyimlerin içinde geçtiği destan, koşuk, sagu ve savlara; ayrıca Türk boylarını gösteren bir haritaya da yer verilmiştir.

     *Dilbilgisi, tarih, coğrafya, edebiyat alanlarında da zengin bilgiler içeren bir kaynaktır.

     *Eserin yazarı Kaşgarlı Mahmut, XI. yy’da yaşamıştır. Arapça ve Farsça’yı çok iyi bildiği ve kendisini çok iyi yetiştirdiği anlaşılmaktadır. Eserini 20 yıl gibi bir süre Türk illerini şehir şehir, oba oba dolaşarak bilgi toplayarak yazmıştır.

c) Atabet’ül Hakayık (Hakikatlerin Eşiği):

     *XII. yy’da Yüknekli Edip Ahmet tarafından Uygur harfleriyle ve halkın anlayabileceği bir dille Karahanlı (Hakaniye) Türkçesiyle yazılmıştır.

     *Karahanlı beylerinden Emir Muhammed Dâd Sipehsalar’a sunulmuştur.

     *Manzum bir ahlak kitabıdır.

     *101 dörtlük, 40 beyit olmak üzere 484 dizeden oluşan eserde ayet ve hadislerden yola çıkılarak İslam ahlakı öğretilmeye çalışılmış; ayrıca bilgi, dil, cömertlik, cimrilik, kibir, hırs, alçakgönüllülük, yumuşak huyluluk ve zamanın bozukluğu gibi konular üzerinde de durulmuştur.

     *Âruz ölçüsüyle mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır.

     *Allah’ın, Peygamberin ve dört halifenin övüldüğü giriş bölümü kaside şeklinde, asıl bölüm ise mani düzeninde uyaklanmıştır.

     *Hem Uygur hem de Arap harfleriyle yazılmış nüshaları bulunmaktadır.

     *Eserin yazarı Yüknekli Edip Ahmet’in, Türkistan’ın Taşkent bölgesinde Yuğnak kasabasında doğduğu, XI. yy’ın sonu, XII. yy’ın ilk yarısında yaşadığı sanılmaktadır. Hakkında fazla bilgi bulunmayan yazarın gözlerinin görmediği, buna rağmen iyi bir eğitim aldığı, Arapça ve Farsça bildiği sanılmaktadır.

d) Divân-ı Hikmet:

     *Hoca Ahmet Yesevî (Pîr-i Türkistan) tarafından XII. yy’da kaleme alınmıştır.

     *“Hikmet” adı verilen dinî ve tasavvufî şiirlerden meydana gelmiştir.

     *Türk Tasavvuf Edebiyatı’nın ilk örneği kabul edilmektedir.

     *Anadolu’daki ilahilerin ilk örneği, Ahmet Yesevi’nin hikmetleridir.

     *Kitapta yaradılış, dünya, olgun insanın özellikleri, var oluşumuzun sebepleri, dinî konular ve dinî hikâyeler yer almaktadır.

     *Eserin yazıldığı dönemde bilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak Farsça kullanılmasına rağmen eserde, Arapça ve Farsça sözcüklere çok az yer verilmiş, Karahanlı Türkçesi kullanılmıştır.

     *Şiirlerin çoğu dörtlükler halindedir. Hece ölçüsü kullanılmış, şiirler koşma tarzında uyaklanmış, genellikle yarım uyak kullanılmıştır.

     *Hoca Ahmet Yesevi, Türkler arasında ilk defa tarikat kuran kişidir. Bu nedenle Türk Tasavvuf Edebiyatı’nın öncüsü durumundadır. Divân-ı Hikmet’in başta Yunus Emre olmak üzere Tasavvuf şairleri üzerinde önemli etkisi olmuştur.

      *Ahmet Yesevi’nin peygamberimizin 63 yaşında ölmüş olması nedeniyle 63 yaşına gelince toprak altındaki bir hücreye girip kalan ömrünü orada tamamladığı söylenegelmiştir.

 

XIII - XV. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI

OĞUZ TÜRKÇESİNİN ANADOLU’DAKİ İLK ÜRÜNLERİ

COŞKU ve HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)

     Anadolu’da Oğuz Türkçesiyle oluşturulan ilk eserlerde genellikle dinî – tasavvufî temalar işlenmiştir. XIII. Yüzyılın sonlarından itibaren din dışı temalar da işlenmeye başlar. Bu dönemde oluşturulan din dışı temalı şiirlerde nazım biçimi olarak genellikle gazel kullanılmıştır.

İlahi:

     a) Dinî-Tasavvufî Halk Edebiyatı nazım türlerindendir.

     b) Nazım birimi dörtlük veya beyittir. Daha fazla olanlarına da rastlanmakla birlikte dörtlük sayısı genellikle 3 – 7 arasında değişir.

     c) Ölçü genellikle 8’li hece ölçüsü olmakla 7’li, 11’li hece ölçüsüyle ve aruz ölçüsüyle söylenmiş ilahilere de rastlanır.

     d) Tasavvuf anlayışı, Allah sevgisi, Allah’a ulaşma yolunda ideal insan olma çabası ve arayışı, dünyanın geçiciliği gibi temalar işlenir.

     e) Lirik özellikte şiirlerdir.

     f) Özel bir ezgi ile okunurlar.

     g) İlahilerde belirli bir tarikatın savunuculuğu yapılmaz. Bu nedenle Mevlevîlerde ayin, Bektaşilikte nefes, Alevilikte deme ilahinin yerini tutan tasavvuf şiirleridir.

Yunus Emre(1240-1320):

        * XIII. yy. Tekke Edebiyatının en önemli şairlerindendir. Eskişehir’in Sivrihisar’a bağlı Sarayköy’de doğduğu sanılmaktadır.

        *Şiirlerinde ilahî aşk temalarını işlemiştir.

        *Halk dilini ustaca kullanmıştır.

        *Söyleyişi süsten uzak, içten ve coşkuludur.

        *Şiirlerinde genellikle hece ölçüsünü ve dörtlük nazım birimini kullanmakla birlikte aruz ölçüsüyle ve beyitlerle yazdığı şiirleri de vardır.

        *İlâhi türündeki şiirleri bir Divan’da toplanmıştır.

        *Ayrıca “Risaletü’n Nushiyye” adlı 573 beyitten oluşan bir mesnevisi vardır. “Öğütler Kitabı” anlamına gelen bu eser dinî, tasavvufî, ahlakî bir kitaptır.

        *Ünü tüm dünyaya yayılmış ve 1991 yılı bütün dünyada “Yunus Emre Yılı” olarak kutlanmıştır.

Kaygusuz Abdal:

        * XIV. yüzyılın sonları ile XV. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Asıl adı Gaybî’dir. Ona “Kaygusuz” adını pîri Abdal Musa vermiştir.

        * Dinî–Tasavvufî konuları işlemiştir. Bektaşiliğin en büyük şairlerindendir.

        * Hem hece hem aruz ölçüsüyle şiirler yazmıştır, nesirleri de vardır.

        *Sade bir dil kullanmıştır.

        * Lirik ve içten bir söyleyişi vardır.

        * Kapalı, muammalarla dolu bir üslubu vardır. Eserlerinde genellikle mizahlı, alaycı bir şathiyye havası görülür.

        * Başlıca eserleri şunlardır:

               1. Kaygusuz Sultan Divanı: Aruzla yazılmıştır.

               2. Nefesler:

               3. Dolapname:Aruz ölçüsüyle yazılmış sorulu–cevaplı bir mesnevi

               4. Budalanâme:Tasavvufi görüşlerin işlendiği mensur bir eserdir.

Hoca Dehhani:

        * XIII. yüzyıl şairlerinden olup Divan şiirinin ilk büyük şairi sayılan Dehhani’nin yaşamı üzerine fazla bilgi yoktur.

        * Aslen Horasanlı olup Moğol istilası sırasında Anadolu’ya yerleşmiştir.

        *Şiirlerinde temiz bir dil (Oğuz Türkçesi) kullanmıştır.

        *Tasavvuf şiirinin egemen olduğu bir çevrede yaşamasına rağmen şiirlerinde din dışı konuları işlemiştir.

        * Dehhani’nin elimizde bir kasidesi ile altı gazeli vardır. Bir de  20.000 beyitlik Farsça “Selçuklu Şehnamesi” yazdığı bilinmektedir; ancak bu eser ele geçmemiştir.

 

OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER

     Bu dönemde oluşturulan anlatmaya bağlı edebî metinler, destansı hikâyeler ve mesnevilerdir.

     Bu dönemdeki destansı hikâyelerin İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı Dönemi’ndeki destanlardan ayrılan en önemli yönü yazıya geçirilmiş olmalarıdır.

     Bu dönemde oluşturulan anlatmaya bağlı edebî metinlerin en önemlileri Battalnâme, Danişmendnâme, Saltuknâme, Hamzanâme vb.dir.

Battalname:

        * Battal Gazi'nin menkıbeleşmiş hayatı üzerine kurulmuş destansal halk hikâyesidir.

        * Yapıtta, Battal Gazi'nin tarihsel kişiliği çerçevesinde oluşan menkıbelerin yanı sıra, başkalarına ait kahramanlıkların Battal'a mal edilmesi ve hikâyecinin düşsel katkısı ile oluşan; böylece gerçek tarihten iyice uzaklaşan serüvenler anlatılır.

        * Destan kahramanı Türkler arasında Battal Gâzi adıyla benimsenmiş bir Arap savaşçısıdır. Asıl destan, VIII. yüzyılda, Emevîlerin Hristiyanlarla yaptıkları savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş Abdullah isimli bir kişiyle ilgili olarak doğmuştur. “Battal” Arapça kahraman demektir, Battal Gâzi, Arap kahramanına verilen unvanlardır. Türklerin Müslüman olmalarından sonra Battal Gazi destan tipi Türkleştirilip önceki destan epizotlarıyla zenginleştirilerek anlatılmıştır.

        * XII ve XIII yüzyıllarda Battalnâme adı ile ve nesir biçiminde yazıya geçirildiği sanılmaktadır ancak kim tarafından yazıya geçirildiği bilinmemektedir.

        * Seyyid Battal adıyla da anılan kahraman bilgili, dindar ve cömert bir kişidir. Müslümanlığı yaymak için yaptığı mücadelelerde insanların yanında büyücü, cadı ve dev gibi olağanüstü güçlerle de savaşır. " Aşkar Devzâde" isimli atı da kendisi gibi kahramandır.

         * Olay örgüsü hâkim bakış açısıyla anlatılmıştır.

Dede Korkut Hikâyeleri:

        1.    XII, XIII ve XIV. yüzyıllarda Doğu Anadolu’daki Oğuz Türkleri arasında yaşayıp yayılan Dede Korkut Hikâyeleri, XV. yüzyılın ikinci yarısında Oğuz lehçesiyle yazıya geçirilmiştir.

        2.    Hikâyelerde Oğuz Türklerinin bazen komşularıyla, bazen doğaüstü yaratıklarla bazen de içte birbirleriyle yaptıkları savaşlar anlatılır.

        3.    Hikâyelerde Oğuzların inançları, yaşayışları, gelenek ve görenekleri dile gelir. (Aile bağı, doğa sevgisi, sanata verilen değer, doğruluk, misafir severlik, yoksul giydirmek, giyim kuşamları gibi.)

        4.    Hikâyeler bazen masal, bazen hikâye özelliği taşımakla birlikte daha çok destan adı verilebilecek bir özellik gösterirler. Bu nedenle destandan hikâyeye geçiş eserleri olarak da kabul edilirler.

        5.    Hikâyelerin dili 14–15. yüzyılda Anadolu’da konuşulan Türkçedir.

        6.    Hikâyelerde anlatım nazım – nesir karışımıdır. Secilerle, aliterasyonlarla ve özellikle nazım bölümlerinde kullanılan hece ölçüsüyle anlatım canlılık ve akıcılık kazanır.

        7.    Hikâyelerde klişeleşmiş sözcük ve sözcük grupları kullanılır. (Attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kırdırdı. Hey kırk eşim, kırk yoldaşım, kırkınıza kurban olsun benim başım.  vb)

        8.    Dede Korkut kitabına bir önsöz, 12 hikâye vardır.

        9.    Hikâyelerde kahramanlar genellikle soylu kişilerden seçilmiştir. (Hanlar Hanı Bayındır Han gibi.) On iki hikâyenin ortak kahramanı ise Dede Korkut’tur. Velî bir kimliğe sahip olan Dede Korkut, hikâye kahramanları zora düştüğü zaman onlara yol gösterir, yardım eder, öğüt verir. Kahramanlık yapanlar adını Dede Korkut’tan alır.

        10. Hikâyelerde Tanrı sevgisi, Peygambere bağlılık, yiğitlik, misafir severlik, çocuk sevgisi, kıskançlık gibi temalar işlenmiştir.

        11. Eserin tek nüshası Almanya’nın Dresden şehri Kral Kitaplığındadır. Eksik bir nüshası da 1950’de Vatikan’da bulunmuştur.

Dânişmendnâme:

     *Anadolu’nun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, X11. yüzyılda sözlü olarak şekillenen X111. yüzyılda yazıya geçirilen İslâmî Türk destanlarındandır.

     *Danişmendnâme'de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygun, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olması ve Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir.

     *Dânişmendnâme, birbirinin devamı niteliği taşıyan on yedi bölümden oluşmuştur.

     *Eser, I. Murat’ın emriyle Tokat Kalesi dizdârı Arif Ali tarafından 1360 yılında derlenerek yeniden kaleme alınmıştır.

Saltuknâme:

     XIII. yüzyıl alp-erenlerinden Sarı Saltuk’un efsanevi yaşamını ve savaşlarını konu edinen destansı bir eserdir. Önce sözlü gelenek içinde oluşan menkıbeler daha sonra Ebü’l-Hayr-ı Rûmî tarafından derlenerek yazıya aktarılmıştır.

Hamzanâme:

     Hamzanâme, Hz. Muhammet’in amcası Hz. Hamza’nın kahramanlıklarının anlatıldığı epik hikâyelerden oluşan eserlerin genel adıdır. Türkler arasında sözlü gelenek içinde X. yüzyıldan itibaren anlatılmaya başlayan bu hikâyeler XIV. yüzyılın sonlarına doğru yazıya geçirilmeye başlanmıştır.

AHMEDÎ - Cemşid ü Hurşid:

        * Ahmedî (1334-1413) XIV. yüzyılın en önemli şairlerindendir. Divan edebiyatının kurucularından sayılır.

        * Türkçe, Arapça ve Farsça eserler yazmış olan Ahmedî, İran şiirinin konu ve şekil özelliklerini Türk şiirine kazandırmaya çalışmıştır.

        * Gençlik dönemlerinde aldığı medrese eğitiminin etkisiyle aşk, şarap şiirlerinden uzak durmuşsa da sonraları rintçe bir karakter sergileyerek aşk, şarap konularını ve tabiat güzelliklerini işleyen şiirler yazmıştır. Çok iyi bildiği halde tasavvufu şiirlerinde çok az kullanmıştır.

        * Kaside ve gazelleriyle kendinden sonraki şairleri etkilemiştir.

        * Önemli eserleri şunlardır:

           Çemşid ü Hurşid: Emir Süleyman’ın kendisinden Türkçe bir kitap istemesi üzerine İran Şairi Selman Saveci’nin aynı adı taşıyan mesnevisine benzetilerek yazılmıştır. 5000 beyitlik bir mesnevidir.

            İskendername: Büyük İskender’in hayatını, savaşlarını anlatan destanlardan derlenmiş bilgilerden oluşan manzum bir hikâyedir (mesnevi). 8200 beyitten oluşmaktadır. Bu esere “Dâsıtan-ı Tevârih-i Mülûk-ı Âl-Osman” adlı 334 beyitlik manzum bir Osmanlı tarihi eklenmiştir. Bu eser, Osmanlılar tarafından yazılan ilk Türkçe tarih olması bakımından önemlidir.

            Divan:Ahmedi’nin en önemli eseri olan Divan’da 8.000’i aşkın beyit vardır. Bu şiirlerin çoğu XIV. yy. halk Türkçesinin izlerini taşır.

           Mirkat’ül –Edebî: Arapçadan Farsçaya manzum sözlük.

 

Mesnevi:

     a) Klasik Türk Edebiyatı nazım şekillerindendir. Edebiyatımıza İran Edebiyatından geçmiştir.

     b) Nazım birimi beyittir ve beyit sayısı sınırsızdır.

     c) Genellikle aruz vezninin kısa kalıplarıyla yazılır.

     d) Her beyit kendi arasında uyaklıdır: aa, bb, cc, ….

     e) Her beytin kendi arasında uyaklı olması nedeniyle elverişli olduğu için destanî, tasavvufî ve hikmetli eserler, manzum hikâyeler bu nazım şeklinde yazılmıştır.

     f) Anlam beyitte tamamlanır.

     g) Mesnevilerin önsöz bölümüne dibace, eserin yazılış sebebini belirten asıl bölümüne ağaz-ı destan, sonuç bölümüne ise hatime adı verilir.

     h) Beş mesneviden oluşan kitaplara hamse, şairine de hamse sahibi adı verilir. Ali Şir Nevaî, Taşlıcalı Yahya, Fuzulî hamse sahibi şairlerimiz arasındadır.

     i) Mesneviler konularına göre şöyle sınıflandırılabilir:

            * Dinî: Mevlidler, hicretnameler, miraciyeler vb.

            * Tasavvufî:Mevlâna’nın Mesnevi’si, Yunus Emre’nin Risaletün Nushiye’si…

            * Ahlâkî – Öğretici - Eğitici:Kutadgu Bilig, Sadi’nin Ferhengname tercümesi gibi.

            * Menkıbevi:Battalname, Şahname ...

            * Tarihi olayları ve fetihleri konu alan mesneviler:İskendernâme, …

            * Ana teması aşk ve macera olan mesneviler:Yusuf u Zeliha, Leylâ vü Mecnun, Hüsrev ü Şirin ...

            *Sosyal yaşamı tasvir eden mesneviler: Şehrengizler, ...

            *Sosyal yaşamı anlatan mesneviler: Surname

            *Mizahî mesneviler: Şeyhi’nin “Harname”si ...

 

ÖĞRETİCİ METİNLER

HACI BEKTAŞ VELİ - Makalât:

        * 1210 – 1270 yılları arasında yaşamıştır.

        * Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencilerinden olan Hacı Bektaş Veli, Bektaşiliğin kurucusudur.

        * Anadolu’da tasavvufun yayılmasında büyük rol oynamıştır.

        * Nefeslerini açık ve sade bir Türkçe ile söylemiştir. Hatta bazı Farsça tasavvufi terimlerin yerine bile Türkçe karşılıklarını bulup kullanmıştır.

        *Dilde ve şekilde milli çizgileri korumuş ve yaşatmıştır.

        * Makalât adlı Arapçayla yazılmış tasavvufi bir eserinin varlığı bilinmektedir ancak elimizde Makalât’ın manzum bir çevirisi vardır.

GÜLŞEHRÎ - Mantıku’t Tayr:

        * XIV. yy. Tasavvufi Türk Edebiyatı şairlerindendir. XIII. yüzyılın sonlarıyla XIV. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı bilinen Gülşehri’nin asıl adı Ahmet’tir.

        * Mevlana’nın ölümünden sonra Mevlevî tarikatını yaymak üzere Sultan Velet tarafından Kırşehir’e gönderilmiştir.

        * Türkçeye büyük bir önem vermiş ve eserlerinde temiz bir Türkçe kullanmıştır.

        * İran Şairi Feridüddin Attar’dan bazı eklemeler de yaparak çevirdiği Mantıku’t Tayr (Kuş Dili) mesnevisiyle tanınmıştır. Alegorik bir eser olan ve 5029 beyitten oluşan Mantıku’t Tayr’da sembollerle yani kuşlar arasında geçen bir öykü etrafında somutlaştırılarak tasavvufi olaylar anlatılmaktadır. Batı edebiyatındaki fabllara benzeyen manzum bir eserdir.

        * Ayrıca İslam inanışındaki başlangıç-son (varlık-yokluk) konularını ele alan, ahlaki, didaktik bir eser olan Farsça mesnevisi Feleknâme ve Aruz Risalesi isimli eserleri vardır.

                 

NASRETTİN HOCA (1208-1284):

        *Türk halk bilgesi, büyük mizah sembolü ve fıkra kahramanı Nasrettin Hoca, Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur.

        *Medrese öğrenimi gören Nasrettin Hoca, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek imamlık yapar. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinler. Bir söylentiye göre medresede ders okutmuş, kadılık görevinde bulunmuştur. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.

        *Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

 
Nasrettin Hoca Fıkralarının Özellikleri:

     *Fıkralarda belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimi, mizah anlayışı, övgü ve yergi becerisi görülmektedir.

     *Fıkraları oluşturan ögelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alıp gülünç duruma düşürerek ve kendi kendiyle çelişkiye sürükleyerek düşündürme, dinin temel kabulleriyle çelişmeden ince bir söyleyişle hoşgörüyü yeğlemedir.

     *Fıkralarda kişiler fazla kalabalık değildir ve fıkraların baş kişisi Nasrettin Hoca’dır.

     *Nasrettin Hoca, fıkralarında bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma fıkraların genel özelliğidir.

     *Nasrettin Hoca, fıkralarında, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir.

     *Tanık olunan olaylar, genellikle, halk arasında geçer.

     *Fıkralarda Nasrettin Hoca kişiliğiyle dile gelen duygu ve düşünceler, aslında halkın duygu ve düşünceleridir.

     *Bu fıkralarda Hoca, eşeğinden ayrı düşünülemez. Karakaçan, onun taşıtı, bineği olduğu kadar belirli özellikleri olan bir arkadaş karakterini de simgeler.

     *Fıkralarda üslup,  sözlü geleneğe uygun olarak kısa, açık, yalın ve özlü bir konuşma üslubudur.

     *Fıkralardaki bazı sözler kalıplaşarak zamanla birer deyim, özlü söz niteliğine bürünmüştür: “ipe un sermek, bindiği dalı kesmek, kuşa dönmek, ye kürküm ye, kazan doğurdu …”

BUNLARI BİLİYOR MUYUZ?

     1. İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılardır.

     2. İslamiyet etkisinde yazılan ilk eserimiz“Kutadgu Bilig” Yusuf Has Hacip tarafından 1070’te kaleme alınmıştır.

     3. Alegorikbir özelliğe sahip olan “Kutadgu Bilig”  Türk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan ilk eser, edebiyatımızdaki ilk mesnevi ve ilk siyasetname örneğidir.

     4. Divan-ı Lügati’t Türk, Araplara Türkçeyi öğretmek ve Türkçenin zengin bir dil olduğunu ispatlamak amacıyla “Kaşgarlı Mahmut” tarafından 11. yy.da yazılmıştır.

     5. Divan-ı Lügati’t Türk, Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır. Türk boylarını gösteren bir haritaya da yer verilmiştir.

     6. Atabet’ül Hakayık (Gerçeklerin Eşiği), 12. yüzyılın başlarında Edip Ahmet Yükneki tarafından Hakaniye lehçesiyle kaleme alınmış ve eserde ayet ve hadislerden yola çıkılarak İslam ahlakı öğretilmeye çalışlışmıştır. Eser aruz ölçüsü ve mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır.

     7. Divan-ı Hikmet, 12.yüzyılda Türk tasavvuf edebiyatının kurucusu Türkistanlı Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır. ”Hikmet”, Ahmet Yesevi’nin şiirlerine verdiği isimdir. Nazım birimi dörtlüktür. Koşma nazım biçimi ve hece vezniyle yazılmıştır. Türk Tasavvuf Edebiyatının ilk örneği kabul edilmektedir.

     8. Dede Korkut Hikâyeleri (Kitab-ı Dede Korkut),Oğuzların savaşlarını anlatan, destan devrinden halk hikayeciliğine geçişin ürünü olan, bir ön söz ve on iki hikâyeden oluşan anonim ürünlerdir. XV. yy.ın ikinci yarısında Oğuz lehçesiyle yazıya geçirilmiştir.

 

43126
0
0
Yorum Yaz