SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI

2014-02-24 16:27:00

SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI

Doğuşu:

        Servetifünun Dönemi Edebiyatı, II. Abdülhamit’in baskıcı döneminde, (1896’da) Servetifünun dergisi etrafında toplanan Batı kültürüyle yetişmiş, yenilikçi, Recaizade Mahmut Ekrem etkisindeki genç edebiyatçıların oluşturduğu bir edebiyattır. 1896-1901 yılları arasında gelişme göstermiştir.

        Bu edebiyat akımı adını “Servet-i Fünun” dergisinden alır. Servet-i Fünun, Recaizade Mahmut Ekrem’in eski öğrencisi Ahmet İhsan Bey’in 1891’de çıkarmaya başladığı bir derginin adıdır. “Fenlerin serveti” anlamına gelen bu dergide ağırlıklı olarak fen ve sağlık bilgileri yer almaktadır.

        Bu arada siyasi koşullar ağırlaşmakta, edebiyatçılar arasında ise eski-yeni tartışması ön plana çıkmaktadır. Yenilikçi edebiyatın iki önemli ismi olan Namık Kemal’in ölümü, Abdülhak Hamit Tarhan’ın İngiltere’ye gidip edebiyat sahasından çekilmesi sonucu Recaizade Mahmut Ekrem, genç edebiyatçıları etrafında toplamaya başlar.

        1896 yılında Servet-i Fünun dergisinin başına Tevfik Fikret getirilince dergi bir edebiyat dergisi şekline dönüşür. Tevfik Fikret’ten sonra dergiye Halit Ziya Uşaklıgil, Cenap Şahabettin, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit gibi şahsiyetlerin de katılmasıyla derginin edebiyatçı kadrosu genişler ve Edebiyat-ı Cedide (yeni edebiyat) adıyla da anılan yeni bir edebî dönem başlar.

Eski – Yeni Tartışması:

        Edebiyatımızda “kafiye göz için mi kulak için mi” tartışması “abes (abes)– muktebes [faydalanmak üzere aynen alınmış. (muktebes)”] sözcükleri yüzünden çıkmıştır. 1895’in sonlarında Hasan Asaf isimli genç bir şairin Malumat dergisinde bir şiiri yayınlanır. Şiirde şu dizeler de geçmektedir:

          “Zerre-i nûrundan iken muktebes

          Mihr (güneş) ü mehe (ay) etmek işaret abes (boş, saçma)”

        Bu dizelerde muktebes sözcüğünün sonunda “sin” harfi, abes sözcüğünün sonunda ise “se” harfi bulunmaktadır. Şiir bu nedenle uyak açısından kusurlu bulunur ve eleştirilir. Hasan Asaf kendisini savunurken Recaizade Mahmut Ekrem’in kafiyenin kulak için olduğu görüşünü örnek gösterir. Böylece tartışmaya Recaizade Mahmut Ekrem de katılmış olur.

        Asıl tartışma ise Recaizade Mahmut Ekrem (Zemzeme) ile Muallim Naci (Demdeme) arasında çıkar. Demdeme (gürültü, hoşa gitmeyen sözler) ve  Zemzeme (şırıltı, nağmeli ve uyumlu söz) adlı eserlerde cereyan eden bu tartışmaya eski-yeni tartışması adı da verilir.

        Recaizade Mahmut Ekrem 3 ciltlik şiir serisi olan Zemzeme’yi yazdıktan sonra eski-yeni tartışmasında yenilikçi tarafı seçer ve “kafiye kulak içindir” görüşünü savunur. Bu kitabın ön sözü Servet-i Fünun akımının öncüsü olarak da değerlendirilir. Eski şiir anlayışının takipçisi olarak bilinen Muallim Naci, Zemzeme’ye karşılık olarak Demdeme adlı eserini yazar ve “kafiye göz içindir” görüşünü savunur. Bu tartışma edebiyatımızı uzun süre meşgul eder.

Servetifünuncuların Dağılışı:

        Tevfik Fikret, Servet-i Fünun dergisinin yönetiminden ayrıldıktan sonra yerine yazı işlerini Hüseyin Cahit üstlenir. Hüseyin Cahit’in Fransız İhtilali’ni konu alan “Edebiyat ve Hukuk” adlı çevirisinin dergide yayımlanmasıyla dergi II. Abdülhamit yönetimi tarafından kapatılır. Mahkeme tarafından suçsuz bulunarak dergi bir ay sonra tekrar yayımlanmaya başlar ancak dağılan topluluk bir daha toplanamaz.

Servet-i Fünun Sanatçılarının Genel Özellikleri:

        * Eğitimlerini kolejlerde tamamlamışlardır.

        * Batı sanat zevki ile yetişmişlerdir.

        *Tanzimatçıları örnek almış, onların eksikliklerini gidererek yollarına devam etmişlerdir.

        * II. Abdülhamit’in başında bulunduğu “istibdat dönemi”nin bunalımlı havasının etkisi ile toplumsal sorunları değil, bireysel konuları işlemişlerdir.

        * Dönemin özelliğinin de etkisi olsa gerek ki tümü içe kapanık, karamsar ve duygusal kişilerdir.

Servet-i Fünun Edebiyatının Genel Özellikleri:

        1. Divan edebiyatı gelenekleri yıkılarak Fransız edebiyatı örnek alınmıştır.

        2. Yabancı söz ve tamlamalarla yüklü bir dil, sanatlı bir anlatım kullanılmıştır.

        3. Baskı döneminin etkisiyle de toplumsal konular bırakılarak bireysel konular işlenmeye başlanmıştır.

       4. Servetifünun yazarları, öykü ve roman alanında daha başarılı eserler vermişlerdir.

        5. Mensur şiir örnekleri verilmeye başlanmıştır.

      A. Nazım alanında:

           a)   Divan edebiyatı şiir geleneği yıkılmış, divan edebiyatı nazım biçimleri kullanılmamıştır.

           b)   En küçük nazım birimi dizedir.

           c)    Aruz ölçüsü kullanma geleneği sürdürülmüş ancak bir şiirde birden çok aruz kalıbına yer verilebilmiştir.

           d)   Fransız şiirinde görülen terza-rima, sone gibi nazım şekilleri kullanılmaya başlanmış;müstezat türü geliştirilerekserbest müstezat yaygınlaştırılmıştır.

           e)    Şiirin konusu genişletilerek çevrede görülen her şey şiire konu olarak seçilmiştir. Kişisel duygu ve hayaller, aile hayatı, aşk ve doğa en çok işlenen konular olmuştur.

           f)    Özellikle Tevfik Fikret tarafından nazım nesre yaklaştırılmıştır.

           g)   “Sanat için sanat” anlayışı hâkimdir ancak Tevfik Fikret kısmen bu anlayışın dışında kalmıştır.

          h)   Anlam yerine biçim ve anlatım güzelliğine önem verilmiştir.

           i)    “Kulak için kafiye” görüşü benimsenmiştir.

           j)    Şairler, Sembolizm ve Parnasizm’in etkisinde kalmışlardır.

           k)   Mevcut Osmanlıcaya yeni sözcük, deyim ve tamlamalar eklenerek dil sadelikten uzaklaştırılmıştır.

           l)    Nazım alanındaki temsilcileri arasında Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Hüseyin Suat Yalçın, Ali Ekrem Bolayır (Namık Kemal’in oğlu), Mehmet Raşit, Süleyman Nazif, Hüseyin Siret Özsever, Celâl Sahir Erozan gibi isimler sayılabilir.

      B. Nesir alanında:

             a) Fransız Realist ve Natüralist yazarları örnek alınmıştır.

             b) Yazım tekniği daha da gelişmiştir.

             c) Nesir dilinde klasik cümle yapısının dışına çıkılmış, devrik ve kesik cümleler kullanılmaya başlanmıştır.

            d) Fiilimsiler kullanılarak uzun cümleler kurulmuş, anlatımı tek düzelikten kurtarmak için değişik fiil kipleri kullanılmıştır.

            e) Hikâye ve romanlarda olaylar çoğunlukla İstanbul çevresinde geçmektedir.

            f)  Roman kişileri genellikle İstanbul’un aydın ve zengin çevresinden; öykü kişileri ise genellikle halktan, yoksul kesimden seçilmiştir.

            g) Roman teknik yönden önemli gelişmeler göstermiştir.

            h) Bu dönemde tiyatro ihmal edilmiştir. Dönemin edebi türler içinde en zayıf halkası tiyatrodur.

            i)  Nesir alanındaki önemli temsilcileri Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hüseyin Cahit Yalçın, Saffet Ziya, Ahmet Şuayip’tir.

 

Servetifünun Edebiyatında

Sosyal ve Kültürel Yapı

*Bireyciliğin ve sanatın ön planda olduğu bir “salon edebiyatı” oluşmuştur.

*Fransız edebiyatının etkisi oldukça fazladır.

*Sanatçıların hemen hemen tümü Fransızcayı iyi bilir.

*Dilin kalıpları zorlanarak yeni söz öbekleri oluşturulmuştur.

*Karamsar bir ruhu hâli egemendir.

Siyasi Yapı

*II. Abdülhamit’in baskıcı rejimi sonucu döneme sansürler damgasını vurmuştur.

Tarihi Yapı

*Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa tarafından hasta adam olarak nitelendirilir.

 

Öğretici Metinler

     a) II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi  ve sansürler sonucu gazete işlevini yitirir ve Servetifünun Dönemi’nde gazetenin yerini bilim, sanat ve kültür dergileri almıştır.

     b) Daha çok bireysel ve edebî konular işlenmiştir. İşlenen konular halkın sorunlarından uzaktır.

     c) Dil ağırdır.

     d) Servet-i Fünun Dönemi öğretici metinleri edebî tenkit ve anı türünde yoğunlaşır. Ancak gezi yazısı, mizah, hiciv, makale ve fıkra türlerinde de eserler verilmiştir.

     e) Edebî tenkit türü daha çok kendilerine yapılan eleştirilere cevap verme ve Servet-i Fünun edebiyatının tanıtılması için kullanılmıştır. Bu nedenle de dekadanlık, Batı taklitçiliği, dönemin eserlerinin dilinin ağır ve sembollerle dolu olması, halktan kopuk bir edebiyatın oluşması gibi konular islenmiştir.

     f) Hüseyin Cahit Yalçın, Cenap Şahabettin, Halit Ziya Uşaklıgil, Ahmet Şuayp, Hüseyin Suat Yalçın öğretici metin alanında eser veren sanatçılardır.

Tanzimat Dönemi Öğretici Metinleriyle Servetifünun Dönemi Öğretici Metinlerinin Karşılaştırılması

Tanzimat Dönemi

Servetifünun Dönemi

*Gazete çevresinde gelişmiştir.

*Hak, eşitlik, hürriyet gibi kavramları yaymada araç olarak kullanılmıştır.

*Dönemine göre daha sade bir dil kullanılmıştır.

*Eserlerde yarar ön plana çıktığı için edebî nitelikten uzaktır.

*Öğretici türler edebiyatımıza Tanzimat Döneminde girmiştir.

*Dergi çevresinde gelişmiştir.

*Daha çok sanatla ilgili görüşlerin açıklanması ve edebî tartışmalarla şekillenmiştir.

*Tanzimat Dönemine göre daha ağır bir dil kullanılmıştır.

*Eserler edebî bir nitelik kazanır.

 

*Teknik yönden daha sağlam eserler verilmiştir.

 

Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler

(Şiir ve Mensur Şiir)

     a) En küçük nazım birimi dizedir.

     b) Ölçü aruz ölçüsüdür, aruz Türkçeye başarıyla uygulanmış, aynı şiirde konunun yapısına uygun olarak aruzun değişik kalıpları kullanılmıştır. Hece ölçüsü sadece Tevfik Fikret’in çocuk şiirlerinde kullanılmıştır.

     c) Uyak anlayışı değişerek kulağa göre uyak anlayışı benimsenmiştir.

     d) Dil oldukça ağır ve süslüdür. Dilde o zamana kadar hiç duyulmamış tamlamalar kullanılmaya başlanmıştır.

     e) Üzüntü ifade eden sözcüklere, çeşitli ünlemlere sıkça rastlanır.

     f) Divan edebiyatı nazım şekilleri tamamıyla terk edilmiş, Batı edebiyatının “sone” ve “terzarima” nazım şekilleriyle “serbest müstezat” ve karma nazım şekilleri kullanılmıştır.

    g) Mensur şiir örneklerine ilk kez bu dönemde rastlanır.

    ğ) “Sanat için sanat” ilkesi benimsenmiş, siyasal ortamın da etkisiyle toplumsal konular ele alınmamıştır.

    h) Daha çok aşk, doğa, günlük yaşam, karamsarlık, düş kırıklıkları, hayal-gerçek çatışması, ölüm gibi konular işlenmiştir.

     ı) Ancak Tevfik Fikret özellikle sanat yaşamının ikinci döneminde sosyal içerikli şiirler yazmıştır.

     i) Nazım nesre yaklaştırılmıştır.

     j) Konu birliğine ve bütün güzelliğine önem verilmiştir.

     k) Sembolizm ve parnasizm etkisinde kalınmıştır.

     l) Parnasizmin ve sembolizmin de etkisiyle şiirde betimlemelere, resim ve musikiye önem verilmiştir.

Mensur Şiir:

· 19. yüzyılın ortalarında Fransa’da doğmuştur.

· Mensur şiir, duygu ve düşüncelerin düzyazı biçimiyle fakat şiirsel anlatılmasıdır, mensure olarak da bilinir.

· İç ahenk önemlidir. Ünlemlere ve seslenişlere bolca yer verilir.

· Mensur şiirler başlıkları olan, bağımsız, kısa ve yoğun yazılardır.

· Mensur şiirin şiirden ayrılan tarafları, mensur şiirde ölçü, uyak dizilişi, dize ve nazım birimi olmamasıdır.

· Fransız edebiyatında Baudlaire ve Mallerme bu türde eser vermişlerdir.

· Mensur şiirin isim babası ve Türk edebiyatındaki ilk temsilcisi Halit Ziya Uşaklıgil (Mensur Şiirler, Mezardan Sesler)’dir. Daha sonra ise Mehmet Rauf (Siyah İnciler), Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Okun Ucunda, Erenlerin Bağından), Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Celal Sahir gibi sanatçılar bu türde eser vermiştir.

Servetifünun Şiiriyle Tanzimat Şiirinin Karşılaştırılması:

     a) Tanzimatçılar “toplum için sanat”, Servetifünuncular “sanat için sanat” anlayışındadır.

     b) Tanzimatçılar şiiri, topluma ulaşmanın bir aracı olarak görmüş, Servetifünuncular estetiği öne çıkarmışlardır.

     c) Tanzimat şairleri siyasetle yakından ilgilenmiş, Servetifünuncular ise siyasetten uzak durmuşlardır.

     ç) Tanzimatçılar “hürriyet, adalet, eşitlik, vatan, millet, yanlış Batılılaşma, görücü usulü evlenmenin yanlışlığı” gibi toplumsal konuları işlerken Servetifünuncular bireysel duyarlılıkları işlemişlerdir.

     d) Çalışmalarını Tanzimatçılar gazeteler; Servetifünuncular ise dergiler etrafında sürdürmüşlerdir.

     e) Tanzimatçılar eski nazım şekilleriyle yeni temaları işlerken Servetifünuncular Batı kaynaklı nazım şekilleriyle her türlü temayı işlemişlerdir.

     f) Tanzimatçılar daha sade bir dil kullanırken Servetifünuncular oldukça ağır ve süslü bir dil kullanmışlardır.

     g) Tanzimat şairleri romantizmin; Servetifünun şairleri ise parnasizm ve sembolizmin etkisinde eser vermişlerdir.

Serbest Müstezat:

· Müstezatın daha özgürce kullanılan şekli olan serbest müstezat, 19. yüzyılın sonlarında özellikle Servet-i Fünun edebiyatı döneminde gelişen bir türdür.

· Hem aruz hem de hece ölçüsünün çeşitli kalıplarıyla yazılabilir.

· Uzun ve kısa dizelerden oluşur. Bu dizeler bazen bir düzen içinde bazen de herhangi bir düzene bağlı kalmadan oluşturulur.

· Uyak örgüsü belli bir kurala bağlı değildir, şairin isteğine bağlıdır.

· Nazım, nesre yaklaştırılmıştır.

· Serbest müstezatın örneklerini Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin ve Ahmet Haşim vermiştir.

Sone:

· İlk olarak İtalyan edebiyatında görülüp sonra Avrupa’da yaygın olarak kullanılmıştır.

· Türk edebiyatında ilk olarak Fransız edebiyatı etkisiyle Servet-i Fünun döneminde kullanılmıştır.

· İki dörtlük, iki üçlük olmak üzere 14 dizeden oluşur.

· Daha çok lirik konular işlenir.

· Uyak örgüsü farklılarına da rastlanmakla birlikte genel olarak abba / abba /ccd / ede şeklindedir. Türk şairleri sonenin uyak örgüsünde biraz daha serbest hareket etmişlerdir.

· Türk edebiyatında Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin bu türde eserler vermişlerdir.

Terza-rima:

· İlk olarak İtalya’da kullanılmış sonra başka edebiyatlarda da kullanılmıştır.

· Türk edebiyatında Servet-i Fünun döneminde kullanılmış ancak yaygınlık kazanmamıştır.

· Üçer dizelik bentlerden ve sonda yer alan tek dizeden oluşan bir nazım şeklidir.

· Uyak düzeni aba / bcb / cdc / ded ... / e   şeklindedir.

· Dante’nin “İlahi Komedya”sı bu nazım şekliyle yazılmıştır.

 

Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler

     a) Servet-i Fünun Dönemi’nde hikâye ve roman türlerinde gerek üslup, gerekse teknik bakımından büyük gelişmeler olmuş ve Batılı anlamda eserler yazılmaya başlanmıştır.

     b) Romanların örgüsü, işlenişi ve konuşmalar başarılı bir biçimde verilmiştir.

     c) Yazarlar eserlerinde kişiliklerini gizlemişlerdir.

     ç)Ağırlıklı olarak aşk, kadın, evlilik, doğa, yalnızlık, hayal-gerçek çatışmasından kaynaklanan karamsarlık gibi bireysel konular işlenir.

     d) Servet-i Fünuncuların içe dönük, karamsar ruhsal durumları eserlerine de yansır.

     e) Genellikle sanatçı ruhlu, piyano çalan, yabancı dil bilen kadınlar; sevdalı, ince ruhlu âşıklar, Batılı tipler görülür.

     f) Hikâyelerde mekân genellikle İstanbul’dur.

     g) Hikâyelerde realizmin, romanlarda ise realizm ve natüralizmin ve psikolojik roman çığırını açan yazarların etkisi görülür. Bu nedenle de yazarlar eserlerinde yaşadıkları dönemi işlemişlerdir.

     ğ) Kişiler yaşadıkları çevreden seçilmiş ve kişilerin ruhsal durumlarına ağırlık verilmiştir.

     h) Dil sanatlı ve süslüdür. Arapça, Farsça sözcüklerin yanında bazen de Fransızcadan sözcükler kullandıkları olur. Ancak hikâyelerde romanlara göre daha sade bir dil görülür.

     ı) Kısa cümleler kurmaya özen göstermişler; söz diziminde kesik, fiilsiz cümleler kullanmışlar; ünlemlere cümlelerde bolca yer vermişlerdir.

     g) Hikâye ve roman türlerinin önemli temsilcileri Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit Yalçın’dır.

 

SERVETİFÜNUN EDEBİYATI SANATÇILARI

HÜSEYİN CAHİT YALÇIN(1875-1957):

· Servet-i Fünun Edebiyatının önde gelen isimlerindendir.

· Daha çok gazeteciliğiyle tanınan yazar, Servet-i Fünun karşıtı yazarlarla yapılan tartışmalarda hep ön planda yer almıştır.

· Eski edebiyata karşı yeni edebiyatı, Doğu kültürüne karşı Batı kültürünü savunmuştur.

· Fransızcadan çevirip Servet-i Fünun dergisinde yayınladığı “Edebiyat ve Hukuk” makalesi yüzünden dergi kapatılmıştır.

· Yazarlığı yanında siyaset adamlığıyla da tanınır.

· Romanlarında ruhsal çözümlemelere yer veren yazar öykülerinde daha çok İstanbul’da yaşayan azınlıkları, seçkin kişileri anlatır.

· Dili çağdaşlarına göre daha sade ve yalındır.

· Realizmin etkisindedir.

· Roman ve öyküleri, düşünce yazıları, eleştirileri yanında çevirileri de vardır.

· Eserlerinden bazıları:

             Roman:Nadide,  Hayal İçinde,

             Öykü:Hayat-ı Muhayyel, Niçin Aldatırlarmış,

             Oyunları: Kirli Çamaşırlar, Kayseri Gülleri, Yamalar

             Şiirleri: Lane-i Melal, Gave Destanı

             Eleştiri:Kavgalarım,

             Anı:Siyasi Anılar, Edebî Hatıralar,

TEVFİK FİKRET(1867-1915):

· Servet-i Fünun topluluğunun en güçlü şairidir.

· Öz, şekil ve uyakta yaptığı yeniliklerle Edebiyat-ı Cedide topluluğu içinde şiirin öncüsü sayılır.

· İlk dönemlerinde toplum sorunlarından uzak  ve “sanat için sanat” anlayışındadır. Bu döneminde daha çok aşk, doğa ve günlük yaşamda karşılaşılan sorunlarla ilgili şiirler yazdığı görülür. Ancak ikinci döneminde “hürriyet” ve “medeniyet” gibi konularda toplum sorunlarıyla ilgili şiirler yazmıştır.

· Şiirlerinde parnasizmin etkisi görülür.

· Nazmı, nesre yaklaştırmış ve manzum hikâyeler yazmıştır.

· Fransız şiirinden alınan “sone”yi şiirlerinde kullanmış “serbest nazım” biçimini geliştirmiştir.

· Aruzu Türkçeye başarı ile uygulayan şairlerden biridir.

· Göz kafiyesi yerine kulak için kafiyeyi kullanmıştır.

· Hece ölçüsü ve sade bir dille çocuk şiirleri (Şermin) yazmıştır.

· Şiirde tasvire ve biçime önem verir.

· Oğlu Haluk’un şiirlerinde büyük etkisi vardır. “Haluk’un Defteri” adlı eserindeki şiirlerinde oğlu Haluk’un adıyla Türk gençliğine çalışkanlık, yurt sevgisi, hak ve adaletten yana olma gibi erdemleri öğütlemiştir.

· Eserleri:

       Rübab-ı Şikeste (Kırık Saz),

       Haluk’un Defteri,

       Rübabın Cevabı,

       Şermin,

       “Tarih-i Kadim, Doksan Beşe Doğru”,

CENAP ŞAHABETTİN(1870-1934):

· Hekim yüzbaşı olan Cenap Şahabettin Paris’te cilt hastalıkları ihtisası yapmış ve yurda döndükten sonra da mesleğini sürdürerek 1914’te emekliye ayrılmıştır.

· İlk şiiri öğrencilik yıllarında yayımlanmış olan sanatçı, önceleri Muallim Naci’nin etkisiyle Divan türü şiirle uğraşmış, sonraları Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdulhak Hamit Tarhan’dan etkilenerek Batı tarzı şiire yönelmiştir.

· “Sanat sanat içindir.” görüşüne bağlı kalmıştır.

· Daha çok aşk ve doğa konularını işlemiştir.

· Şiirlerinde ağır bir dil kullanmış, değişik ve ince hayallerini ifade edebilmek için Arapça ve Farsçadan yeni tamlamalar oluşturmuş, yeni sözcükler kullanmıştır.

· Şiirde musikiye özen gösterir ve sözcüklerini ona göre seçer.

· Aruz ölçüsünü kullanmıştır.

· Önceleri parnasizmin, sonra ise sembolizmin etkisinde eserler vermiştir.

· Nesirlerinde düşünce ve nükte ön plandadır.

· Eserleri:

            Tiryaki Sözleri: (Özdeyişler)

            Yalan, Körebe, Küçük Beyler:(Tiyatro)

            Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Evrak-ı Eyyam:(Makaleleri)

            Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları, Âfak-ı Irak: (Gezi türündeki eserleri)

SÜLEYMAN NAZİF(1870-1927):

· Servet-i Fünun şair ve yazarlarındandır.

· İyi bir hatip olarak ün yapmıştır.

· Namık Kemal’i andıran coşkun ve yiğitçe bir üslubu vardır.

· İlk dönemlerinde bireysel temalara ağırlık verse de asıl olarak sosyal temalar içeren manzumeleriyle tanınır.

· Genellikle aruzla şiirler yazmış ancak “Cenk Türküsü” adlı şiirini hece ölçüsüyle kaleme almıştır.

· Nesri, şiirlerinden daha güçlüdür.

· Eserleri:

            Gizli Figanlar (şiir),

            Batarya ile Ateş(şiir ve düzyazı),

            Firak-ı Irak(şiir),

            Malta Geceleri(şiir ve düzyazı),

            Çal Çoban Çal(makale),

            Tarihin Yılan Hikâyesi(makale) …

MEHMET RAUF(1875-1931):

· İstanbul doğumludur. İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

· Roman, öykü, tiyatro ve mensur şiirleriyle tanınmıştır.

· Edebî kişiliği Halit Ziya’nın etkisi altında gelişen yazar, daha çok Fransa’da psikolojik romanın öncülerinden olan Paul Bourget (1852-1935)’yi izlemiştir.

· Roman ve öykülerinde realizmin etkisinde kalmıştır. Ancak roman kahramanları romantik özellikler taşır.

· Romanlarında genellikle kışları konakta yazları Boğaziçi’nde ve Adalar’da oturan zengin insanların yaşamlarını, aşklarını konu almıştır.

· Eserlerinde aşk genellikle hüsranla biter.

· Kahramanlarını olduğu gibi değil, görmek istediği gibi anlatmıştır.

· Yapıtlarında psikolojik çözümlemeler önemli bir yer aldığı için olay ve kahraman sayısı azdır.

· Bazı eserlerinde kendi yaşamından izler görülür.

· Dili dönemine göre yalın, akıcı ancak üslûbu dağınıktır.

· Romanları:

            Eylül (İlk psikolojik roman), Ferdayı Garâm, Genç Kız Kalbi, Karanfil ve Yasemin, Son Yıldız,  Böğürtlen, Define, Yara, Halas,

· Öyküleri:

            Son Emel, İhtizar, Bir Aşkın Tarihi, Aşıkâne, Üç Hikâye, Kadın İsterse, Hanımlar Arasında,

· Tiyatroları:Pençe, Cidal, Ferdi ve Şürekası[Ferdi ve Ortakları (Halit Ziya’nın romanından aktarma)], Sansar,

· Mensur şiir:Siyah İnciler

HALİT ZİYA UŞAKLIGİL(1866-1945):

· Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarı, edebiyatımızda roman türünün ilk ustasıdır.

· Birçok türde eser vermiştir ancak asıl kişiliğini roman ve hikâyede göstermiştir.

· Fransız realist ve natüralistlerinden etkilenmiştir.

· Romanlarında daha çok İstanbul’u, konak yaşamını, basın-yayın dünyasını, aydınları ve aşkı konu olarak seçmiş; hikâyelerinde ise çoğunlukla halkın arasına girmeye çalışmıştır.

· Kişileri en çarpıcı yönleriyle tanıtır.

· Güçlü bir gözlemci yanı vardır.

· Betimlemelere önem verir.

· Romanlarında psikolojik yan ağır basar.

· Hikâye ve roman tekniği oldukça başarılıdır.

· Romanlarının dili ağır ve sanatlıdır ancak sonra kitaplarının yeni baskılarında dilini daha sade tutmuştur.

· Edebiyatımızda Batılı anlamda mensur şiirin ilk örneklerini vermiştir.

· Romanları:

   Sefile, Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar

· Hikâyeleri:

    Bir Şi’r-i Hayal, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Sepette Bulunmuş, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyeleri,

· Oyunları:

    Kâbus, Füruzan, Fare

· Anıları:

    Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikâye

· Oyun:

    Kabus, Füruzan (adapte), Fare (adapte)

· Deneme Yazıları: Sanata Dair

AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU(1870-1927):

· Servet-i Fünun dönemi hikâye yazarlarından olan Ahmet Hikmet Müftüoğlu, daha çok Milli Edebiyat anlayışını benimsemiştir.

· Bu nedenle de sanatını daima bir ideal bir amaç için kullanmaya çalışmıştır.

· İlk eserlerinde ağır bir dil kullanan sanatçı, 1908’den sonra Türkçülük hareketlerine katılarak bu harekete önemli destekler vermiş ve daha sade bir dil kullanmıştır.

· Eserlerinin önemli bir kısmı gazete ve dergi sayfalarında kalmıştır.

· Eserleri:

       Romanları:Gönül Hanım

       Hikâyeleri:Çağlayanlar, Haristan ve Gülistan,

       Düz yazı:Hazine-i Fünun, Dersaadet, İnci, Yeni İnci

ALİ EKREM BOLAYIR(1867-1937):

· Namık Kemal’in oğludur.

· Daha çok Tevfik Fikret’in etkisinde, yeniliklere açıktır.

· İlk dönemlerinde kadın, aşk, ölüm temalarında; ikinci döneminde ise özgürlükçü, toplumcu, millî duyguları yansıtan şiirler kaleme alır.

· Çocuklar için millî, dinî ve eğitici nitelikte şiirler yazmıştır.

· Şiirlerinde aruz ve hece ölçülerini kullanmıştır.

· Eserleri:

          Şiir:

                 Kaside-i Askeriye(Babasının eseri olan Hürriyet Kasidesi’ne nazire olarak yazılmıştır.)

                  Şiir Demeti: (Çocuk şiirleri)

HÜSEYİN SUAT YALÇIN(1867-1942):

· Hüseyin Cahit Yalçın’ın ağabeyidir.

· Önceleri kadın ve aşk şiirleri yazar sonra ise mizah ve alaya yönelerek siyasi ve sosyal hicivler yazar.

· Tiyatro alanında da eserler vermiştir. Bir kısmı kendisine ait, bir kısmı ise adapte olan tiyatro eserlerinden bazıları sahneye konulmuştur.

HÜSEYİN SİRET ÖZSEVER(1872-1959):

· Şiirlerinde aşk, kadın, doğa, aile temalarıyla ilgili bireysel duygularını içli, lirik bir şekilde dile getirmiştir.

· Tevfik Fikret’in etkisindedir.

· Şiirlerinde hüzün, karamsarlık onun egemendir.

· Hem aruz hem hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.

AHMET ŞUAYB(1876-1910)

· Servetifünun edebiyatının eleştiri alanındaki en önemli temsilcisidir.

· Fransız edebiyatındaki eleştirileri yakından takip etmiştir.

· Yumuşak ve ağırbaşlı bir anlatımla yapıcı bir eleştiri anlayışını başarmıştır.

· Bazı makalelerinde Servetifünun yazarlarını toplumsal konulara yer vermedikleri için eleştirmiştir.

· Realizm ve natüralizm akımlarının tanınmasında önemi büyüktür.

· “Hayat ve Kitaplar” isimli eseri önemlidir.

CELAL SAHİR EROZAN(1883-1935)

· Tevfik Fikret’in etkisinde kalmıştır.

· Edebiyat yaşamı Servetifünun, Fecr-i Âti, Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devreleri olmak üzere dört bölümde incelenebilir.

· Servetifünun döneminde dönemin özelliklerine uygun eserler vermiş; Milli Edebiyat döneminde dilin sadeleşmesi için çalışmış, Cumhuriyet döneminde ise Kemalist bir kimlik kazanmıştır.

· Ağırlıklı olarak aşk ve kadın temalarını işlemiştir.

· Eserleri:

         Şiir: Beyaz Gölgeler, Buhran, Siyah Kitap

BUNLARI BİLİYOR MUYUZ?

     1. Servetifünun Edebiyatı adınıServet-i Fünun dergisinden alır ve 1896-1901 yılları arasında hüküm sürer.

     2. Recaizade Mahmut Ekrem (Zemzeme) ile Muallim Naci (Demdeme) arasındaki eski-yeni yani “kafiye kulağa göre mi göze göre mi” tartışması önemlidir.

     3. Önemli temsilcileri:

           Nazım alanında: Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Hüseyin Suat Yalçın, Ali Ekrem Bolayır, Mehmet Raşit, Süleyman Nazif, Hüseyin Siret Özsever, Celal Sahir Erozan;

            Nesir alanda: Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hüseyin Cahit Yalçın, Saffet Ziya ve Ahmet Şuayip’tir.

     4. Servetifünun Döneminde roman ve hikâyede realizm ve natüralizm; şiirde parnasizm ve sembolizm akımlarının etkisinde kalınmıştır.

     5. Divan edebiyatı nazım şekilleri tamamen terk edilmiş Batı edebiyatının “sone” ve “terzarima” nazım şekilleriyle “serbest müstezat”  ve karma nazım şekilleri kullanılmıştır.

     6. 19. yüzyılın ortalarında Fransa’da doğan mensur şiir edebiyatımızda bu dönemde görülmeye başlar ve isim babası Halit Ziya Uşaklıgil’dir.

     7. Hüsiyen Cahit Yalçın, "Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesiyle Servet-i Fünun dergisinin kapanmasına neden olmuştur.

     8. Tevfik Fikret, sanatının ikinci döneminde sanatı toplumun hizmetine sunar,

     9. Tevfik Fikret, hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleriniŞerminisimli kitabında toplamıştır.

     10. Anjanbman:Şiirde cümlelerin bir dize veya beyitte bitmeyip diğer dize, beyit veya bentlere kaymasıdır. Kesik cümle olarak da adlandırılır. Edebiyatımızda Servetifünun döneminde yaygınlaşmıştır.

     11. Dilinin ağır oluşu ve yüksek zümreye yönelişi Divan edebiyatı ile Servetifünun edebiyatının ortak özellikleridir.

     12. Servet-i Fünuncular beyit anlayışını kırarak nazımı nesre yaklaştırmışlardır.

     13. Servetifünun  romanı, çevre olarak İstanbul’u, karakter olarak aydınları seçer.

14462
0
0
Yorum Yaz